Necati   Tuncer

Necati Tuncer

07.01.2017 necatituncer@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


“Gül savunması”na karşı sorular

Teşebbüs var, komisyon var, haydi bir iki..

Sayın Abdullah Gül’ün, “15 Temmuz darbe girişimini araştırma komisyonu”na verdiği 9 sayfalık savunmasını okuyorum.
Girişteki 15 Temmuz’un zararı, kimin nasıl önlediği vurgusunu ve dilek, temenniler kısmını geçersek..
17 Aralık’a kadar FETÖ’nün herkes tarafından uzun yıllardır bilindiğini işaretinden sonra, şöyle bitiriyor paragrafını: “… neticede bir darbe teşebbüsünde bulunacak güç ve cüretkarlığa ulaşmış olması şahsım da dahil pek çok kimsenin öngöremediği bir durumdu.”
 
Savunmasının diğer sayfalarında milletvekili, Dışişleri Bakanı, Başbakan sıfatlarını da almış bir Cumhurbaşkanı olduğunu, “siyaset-devlet hayatım” tanımıyla belirten sayın Gül’e sorularımıza buradan başlamak istiyoruz.
Öngöremediğinizi belirtiyorsunuz. Sizinle birlikte öngöremeyen “pek çok kimse”, kim ise onlar, bu ülke insanlarınca merak edilmezler mi?
15 Temmuz’u öngörememenizi kim, nasıl engelledi? Hangi bilgiler ulaştırılmadıki size, öngöremediniz? Pek çok kimse ile birlikte öngörememeniz, olayı hafifletir mi?
Bir sonraki paragrafta diyorsunuz ki, hayatınızın tamamını kastederek; FETÖ ve lideri şahısla ilişkim olmadı, onları tecrübe etmedim, kayda değer, yani size anlatabileceğim bilgiye de sahip değilim.
Onu da öngöremediğinizi bildiğimiz 28 Şubat günlerinde milletvekilliğinizin ikinci dönemini yaşıyordunuz. Hükumetteki bir bakandınız. Aydın Doğan medyasında icraata konan FETÖ’nün “gitsinler, gitsinler!” tiyatrosunu da mı görmemiştiniz?
 
İnsan bir merak etmez mi, biz gidersek kim gelir, nasıl gelir? Ve AD medyası niçin FETÖbaşını kendilerine sözcü seçtiler diye..
İlk sayfayı geçmeden, bir soru daha düştü aklıma.
Sayın Gül’ün ben öngöremedim, pek çok kimse öngöremedi dediği FETÖ’yü, karmaşık, hiyerarşili ve işleyişiyle darbe teşebbüsüne ulaşmış diye tanımlaması yakışık almış mıdır?
Adi bir teşkilat olmaktan öteye taşımak, sayılmaz mı bu tavır?
 

Kalmışım perakende

Savunmasının ikinci sayfasına siyasi hayatını özetleyerek başlayan Sayın Gül, irtica ve laikliğe karşıtlık suçlamacılarının hedefinde FETÖ’nün olmadığını belirtiyor, hiç bir zaman vurgusuyla..
Fakat neden, sorusuna insan, hele hele önünde oturacağı birkaç tane daha siyasi makamlar olan bir insan, kendini muhatap etmez mi?
“…Söz konusu suçlamaların ana hedefinde hiçbir zaman bulunmamıştır.” Kelimeleriyle sayın Gül,  insanların şuur altına bir operasyon mu yapıyor? FETÖ’nün marifeti midir öne çıkarılmak istenen, o suçlamacılarla ortaklığı veya birliktelikleri midir? Yoksa iki ihtimalde mi?
 
Birden gelinen 2004 yılı MGK’sında selefi sayın Sezer’in ve GKB Özkök’ün FETÖ yapılanmasına dikkat çektiklerini hatırlatan sayın Gül, bir sonraki paragrafta 2014 MGK’sında “Ulusal Güvenliği Tehdit Eden Unsur” kararı aldıklarını söylerken, elbette aradaki 10 yılın nasıl geçtiğini de anlatmaktan geri durmuyor.
“..Devletin sivil-asker güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından FG yapılanması başlıklı bir rapor şahsıma sunulmadığı gibi..” diye devam eden sayın Gül’ün bu savunma şekli, seleflerinden dokuzuncu sıfatıyla ünlenen merhum Demirel’i çağrıştırdı bize.
 

Şapgasını alıp gittiği ihtilallerden sonra her gelişinde şu soru sorulurdu: Neden önlemediniz? 

Merhum Demirel’in cevabı klasikti. “MİT haber vermedi ki.”
Sonra Demirel’in bu çaresizliğine çare arardı insanlar. Ne etsek, nasıl etsek de MİT’in Demirel’e haber vermesini sağlasak.
Yine insan merakından bahsetmemez gerekiyor burda. Zira merak ettiğimizden..
Mademki onlar, yani görevliler, rapor sunmuyorlar, sunum yapmıyorlar, herhangi bir hususu gündeme getirmiyorlar, insan daha çok merak etmez, daha çok neden sorusu sormaz mı? 
Acaba öyle görevler yapması gereken görevlilerin bağlı olduğu kurumlarda mı bir arıza var? Bir araştırılmaz mı?
“Şahsıma sunulmadı” “Sunum yapılmadı” diyen sayın Gül, yerinde başkası olsaydı, ne olurdu, sorusuna da bir cevap aramış mıdır?
 
Alma alı, satma kırı, yağızın da adı, ille koru, Fehmi Koru...Hangi şık yanlış..
Derken efendim, geldik mi şimdi dersaneler mevzuuna. Olayın arka planını daha iyi anlamak için diyor sayın Gül, bilgisine güvendiğim Fehmi Koru’yu davet ettim.

 

Fehmi Koru’nun bilgisine güvenmek..

Daha önce çok bilgi alındığının Fehmi Koru’dan, işaretidir bu cümle. Ve yine çağrılmışsa..
Sayın Gül’e neden rapor verilmediği de açıklanmış olunmuyor mu böylece. Mademki Fehmi koru daha yakınınızda sizin… Hem sonra Fehmi Koru’nun o yapıyla ilgili bilgisi ne zaman ve nasıl test edildiki tarafınızca, güvenme noktasına geldiniz? Bu da bir soru. 
Fehmi Koru, devletin istihbarat ve araştırma kurumlarına denk biri mi ki ABD’ye gönderiliyor sayın Gül tarafından.
O arka planı ve o yapı ile ilgili etraflıca araştırma yapacak kimsesi mi yoktu devletin? Yoksa sayın Gül, böyle mi istedi?
ABD’deki o şahıs dersanelerin sahibi dahi olsa, devlet bir işadamını Fehmi Koru’suyla mı muhatap alır. 
Fehmi Koru’yla gelen mektup hakkında “inandırıcılıktan uzak olduğu da hemen akabinde vuku bulan gelişmelerle ortaya çıktı.“ Tesbitini yapan Gül, neden kendi kanaatini önemsemiyor da bir takım olayları ölçü olarak alıyor?
Bir sayın Cumhurbaşkanı’na inandırıcılıktan uzak mektup gönderme cüretinde nasıl bulunabilmişlerdir.
Üstelik o yapıyla ilgili bilgisine güvenilen bir Fehmi Koru vasıtasıyla. Fehmi Koru bu durumda kimi korumuş oluyor?

 

İadeli taahhütlüdür göndermelerimiz

Geldik mi 6. Sayfaya
“Darbe girişimini ikametgahımda Koruma Müdürümden öğrendim” diye başlayan sayın Gül, bu öğrenme meselesinde kendi tarafında resmi kanalların açık olduğunu belirtirken, başka öğrenme şekillerine bir atıfta bulunmuş olmadığını, eniştelere mesela, düşünmek de bize kalıyor.
 
Korumalarının “çatışmaya hazır ve kararlı” olmasını da özellikle vurgulamışkisayın Gül, Komisyon’a, benimkiler yaverler gibi değildi, demiş de oluyor.
“Hemen” yaptığı tv konuşmasında “Güçlü çağrılar” olduğunun Komisyon’ca bilinmesini de isteyen sayın Gül, herhalde ayrıca bir takdir beklememektedir.
Sonraki satırları 6. Sayfanın ve hatta diğer sayfaların, Sayın Gül’ün öğütlerini ihtiva etmektedirki, kanaatimizce komisyon üyeleri çok istiade edeceklerdir.
Buralardaki bir paragrafı da dikkatimizi çekti sayın Gül’ün. Komisyon’a bir sitemi var gibi. Okumadan geçmeyelim.
 
“Bir tv programında sarfettiğim bir cümlenin maalesef genel bağlamından çıkarılarak sorulduğunu da görüyorum. Sözkonusu programı başından sonuna dikkatlice izlediğinizde neyi kast ettiğim açıkça anlaşılacaktır.”
Soru ne, bilemedik. Fakat Komisyon’un onca üyesi anlayamamış ve sormuşsa, o tv programı hangisi ise, izleyen milletimiz ne yapacak? Kafasında o sorularla yaşayıp durmaz mı?
Dersini anlayamayan çocuğa tarif eden öğretmen edasıyla Sayın Gül, Komisyon üyelerine ne yapmalarını ve nasıl yapmalarını bir güzel izah ediyor. Artık gerisi onlara kalmış. Dikkatlice izlemek, icabında birkaç kere de yapılabilir. Anlamak için yani.

 

Enlem, boylam, meridyen ve paralel

Son olarak sayın Gül’ün iddiasını da yazalım ve bitirelim yazımızı.
“Tüm siyasi çalışmalarımda, bu yapıya mensup kişilere hiçbir zaman yer vermedim.”
Bu açıklamasının, AKP yetkililerinin bizim partimizde yoklar, hiç olmadılar açıklamasına paralel olması da gösteriyorki, partisi ile arasında gözle görülür ve istenirse elle tutulur bir paralellik vardır.
Bu bilgiler dahi atlanmasın.
 
Müttefikleri savunmak, gözlerine girmeye çalışmaktır
Şu paragrafı da oldukça dikkat çekici sayın Gül’ün:
“28 Şubat dönemine dayalı bilgilerim ile iç ve dış siyasetteki tecrübelerime dayanarak kanatim, böyle bir darbe teşebbüsünden bilhassa müttefiklerimizin habersiz olmasının mümkün bulunmadığı yönündedir.”
Bu kanaate bugün gelen sayın Gül’e, “Pek çok kimse”nin de ötesinde, milletin bütünüyle aynı inancı paylaşıyor diyebiliriz. 
Sayın Gül acaba neden Çankaya’da böyle bir kanaate varamadı. 28 Şubat bilgileri aynı, siyasetteki tecrübeler aynı halbuki..
Hatıralarını yazan Basın Danışmanı buraları da yazmış mıdır, bilmem, okumadım.
Müttefiklerimizin tutumuna “maalesef” çekerken sayın Gül, “velev ki hükumetle ilgili bazı olumsuz kanaat ve kaygıları olsa bile, konu demokrasiyi sahiplenmek olduğunda bunları bir yana bırakıp..” diyerek geç kalmalarını ve tereddüt göstermelerini onaylamadığını da ilan ediyor.
Müttefiklerimiz, bu ülkenin hükumetlerini yargılayacak, değerlendirecek yerler mi ki, kanaatleri ve kaygıları bu kadar önemseniyor? Yoksa sayın Gül’ün bakışı böylemidir hükmünde.
O müttefikler ve demokrasiyi sahiplenmek falan, tıpkı 28 Şubat’taki gibi mi? Bu ifadeler nasıl bir ifadedir, içinden çıkamıyoruz ama daha devamı var; Komisyonun anlayışına havaleli.
 
Müttefikler,
İktidarın yanında olduklarını söylememişler, 
İkircikli davranmışlar,
Yanlışlık etmişler, 
Haksızlık ve vefasızlık anlamında güven bunalımına da yol açmışlar.
Bu millet müttefiklerden ne bekliyordu sorusu bir, bu bilgileri komisyon ne yapacak sorusu da iki. 
Ha bir de ülkemizdeki terörü yönetenler hangi müttefiklerimizdir sorusu var.
 
Meclis’te 19 yıl’dan sonra “ilk rahatsız”lık. Aşılı olmak mı var?
2010 Anayasa Referandumunda “ilk rahatsız” oludğunu belirterek 3. Sayfa savunmasına başlayan sayın Gül, “ilgili herkesin dikkatini çektim” diyerek de görevini yapmış insanların rahatlığını hissettiriyor.
Lakin 2014 ‘deki o ünlü MGK’ya daha 4 tam yıl var.
Açıklamalar yapmak, dikkat çekmek, teşvik etmek, tekzip etmek eylemlerinin anlatılmasından sonra 4. Sayfa MİT müsteşarı ifadesi olayıyla başlıyor.
MİT müsteşarı ile 7 Şubat ilişkilerinin “yalan/yanlış” bir haberle başka alana kaydırıldığı ve özellikle “O gün kendisine tek sahip çıkan bendim” iddialarını seslendirmesi sayın Gül’ün, bu durumla ilgili başka bir soruya cevap aramaya sevkediyor bizi. Kim yaptı, nasıl yaptı, neden yaptı? “Kasıtlı bir kanaat oluşturma gayreti içerisine” girenler, hangi menfaatlerinin gereği olarak “yalan/yanlış” haber ürettiler?
Sayın Gül, o gün HSYK’da karşısına çıkanları yeterince milletine anlattı da biz mi habersiz kaldık?
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI