“Sinemanın Seyirciyle Bağı Koptu”

“Sinemanın Seyirciyle Bağı Koptu”
Eklenme Tarihi: 18.04.2017 00:11

Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'nde Gösteri Sanatları Akademisi'nin konuğu olan yönetmen Nazif Tunç, "Sinemayı kişiselleştirdik, kendimizden başkasının anlamasının bile imkansız hale dönüştüğü bir noktaya geldik." sözleriyle Türk sinemasının seyirciyle arasındaki bağın koptuğuna dikkat çekti.

eposta yazdır zoom+ zoom-
Mehmet Usta yönetimindeki Zeytinburnu Belediyesi Gösteri Sanatları Akademisi nisan ayında sinemanın usta isimlerinden Nazif Tunç'u konuk etti. Yönetmen Sinan Sertel'in moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide sinemaya nasıl başladığından, neden televizyon filmlerini tercih ettiğinden söz eden Nazif Tunç, sinemada var olma amacından da bahsetti.
 
Sinemaya 1986-87'lerde adım attığını anlatan Tunç, "O zamanlar çok fazla film seyretmememize rağmen, bizden önce yapılmış bütün filmleri çöp olarak kabul ederdik. Ama ilk filmimi yaptıktan sonra benden önce çekilmiş olan çöpleri şaheser olarak kabul etmeye başladım." şeklinde konuştu. "İnsanların sanatla ilgili büyük idealleri, bir de yapmak zorunda oldukları işler vardır." diyen Nazif Tunç, bu anlamda kendisinin de televizyon filmleri yapmaya yöneldiğini, sinemada anlatmak istediklerini bu yolla seyirciye ulaştırdığını kaydetti.
 

“GAFLETE DÜŞMEMEK İÇİN SİNEMAYA İHTİYAÇ VAR”

Nazif Tunç, sözlerine şöyle devam etti: "1991 senesinde TGRT'nin "Kurdoğlu Osmanlı Bedel İster" filmi ile yapımcılığa başladım. Rahmetli Yücel Çakmaklı'ydı yönetmenimiz. Daha sonra sinema filmi formatında "Kurdoğlu Sancağın Ordusu", "Kurdoğlu Biz Bu Yola Baş Koyduk" adlı yapımları çektik. "Biz Bu Yola Baş Koyduk" da yönetmenliği de üstlendim ve sonrasında birtakım diziler ve televizyon filmleri yaparak 2000 yılına kadar TGRT'nin milli muhafazakar sayılabilecek ekranını dolduran yapımlar gerçekleştirdik. 2002 yılından itibaren de Kanal 7, TRT, Show TV ve Star'da dizi ve daha çok da televizyon filmi ile var olmaya çalıştık. Türkiye'de televizyon filmi meselesinin ciddi biçimde ısrarcısı olan bir yönetmen yapımcıyım. Herkes dizi ile bu işi sürdürmeye çalışırken ben televizyon filminin söyleyeceklerimi daha rahat aktarmaya uygun bir tür olarak buldum ve bu yolda 75'e yakın TV filmi çektim."
 

NAZİF TUNÇ’TAN YENİ FİLM MÜJDESİ

Bu yıl “Karınca” adlı uzun metraj projesi için Kültür Bakanlığı Sinema Destekleme Kurulu'ndan destek alan Nazif Tunç, 2009 yılında da Yusufiye adlı filmi için destek aldığını ancak projeyi hayata geçiremeden o parayı iade etmek zorunda kaldığını kaydetti. "Ülkücülerin 12 Eylül'den sonra cezaevlerinde yaşadıkları savrulmayı anlatan, oraları bir zindan gibi görmeyip bir olgunlaşma ve kemale erme yeri, çilehane olarak gören bir neslin hikayesiydi. 1980'li yıllarda geçiyordu fakat Kültür Bakanlığı bu projeyle ilgili olarak bana verilebilecek en küçük desteği verdi. Destek bulmak için çabaladım ancak vaatlerin hepsi sözde kaldı. O parayı kuruşuna dokunmadan hatta faiziyle geri verdim." diyen Nazif Tunç, ülkücüler üstüne hâlâ onun gibi bir hikaye anlatılamadığını söyledi. Genç nesillerin bu ülke için verilen mücadeleleri anlayabilmesi, 15 Temmuzlar, 12 Eylüllerin bir daha yaşanmaması için romana ve sinemaya ihtiyacımız olduğunun altını çizen Tunç, "Gaflete düşmeden, uyutulmadan diri olmamız için bu işlerin yapılması gerekiyor." dedi.
 

FİLMİN ESİN KAYNAĞI KUR'AN-I KERİM

Kur'an-ı Kerim'de 32 tane hayvan ismi geçtiğini, bunlardan altı tanesinden esinlenerek birer film yapmak istediğini söyleyen Nazif Tunç, Karınca filminin çıkış noktasının da Neml suresi olduğunu kaydetti. Tunç, yeni projesinin konusunu da "Karınca (Neml) suresinin 17. 18. ayetinde Allah bize karıncayı bambaşka bir örnek olarak veriyor. Telaşlı, tedirgin, korkak, öldürülmekten çekinen, yuvası dağılmak üzere olan bir hayvan olarak gösteriyor. Ben bunu aldım ve günümüzde bir canlı bombanın haline dönüştürdüm. Karınca bizim filmimizde canlı bomba adayı olan bir kız oldu. Bilmeden, iyilik olsun diye bunu patlayacağı yere getiren bir adamın o kızı yani o karıncayı tekrar yuvasına, esenliğine kavuşturmak için hayatını feda etmesi üzerine bir hikaye kurduk." diyerek özetledi. "Sinemayı kişiselleştirdik, kendimizden başkasının anlamasının bile imkansız hale dönüştüğü bir noktaya geldik." sözleriyle Türk sinemasının seyirciyle arasındaki bağın koptuğuna dikkat çeken Nazif Tunç, "1960 ile 1970'ler arasındaki sinemayı da çözmek zorundayız. Nasıl bir dil kuruldu da Selvi Boylum Al Yazmalım, Vesikalı Yarim, Birleşen Yollar gibi filmlerle herkese ulaştı bu sinema? Oradaki dile, anlatım biçimine, dramaturjiye tekrar bakmak lazım." dedi.