"Fotoğraf benim için hizmet aracıdır"

"Fotoğraf benim için hizmet aracıdır"
Eklenme Tarihi: 20.04.2017 18:50

Tuna Akçay, 10 ayrı şehrinde yaşamış bir fotoğrafçı...

eposta yazdır zoom+ zoom-
 
Yüksel Akça
 
1981 yılında Çanakkale’nin şirin ilçesi Küçükkuyu’da doğan Tuna Akçay, babasının Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olması dolayısıyla 10 ayrı şehrinde yaşamış bir fotoğrafçı. Hatta bu yüzden nereli olduğunu soranlara cevap vermekte zorlanıyor. Ancak ailesinin köklerinin Manisa-Turgutlu ve Uşak’a dayandığını da ekliyor. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun farklı yerlerinde tamamlayan Akçay daha sonra Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümünü kazanarak yeni bir hayata adım atmış. Biriktirdiği bilgileri ise Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak öğrencilerine aktarıyor. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda onlarca ödüle layık görülen Akçay fotoğraflarıyla ülkemizi başarılı bir şekilde temsil ediyor. Akçay’la tarih, arkeoloji, fotoğraf ve projeleri üzerine farklı bir söyleşi gerçekleştirdik.
 
Tuna Akçay
 
Ülkemizin bir nevi  'gömülmüş'  kültürel varlıklarını gün yüzüne çıkarıyorsunuz. Bunun sizde uyandırdığı hissi ve bu anlamdaki mücadelenizden biraz bahseder misiniz?
Arkeoloji zor bir meslektir. Hem stresli hem de fiziksel anlamda sıkıntıları vardır. Kazı çalışması, arkeoloji ile alakalı olmayan birçok faktörün bir araya gelmesi nedeniyle büyük bir organizasyona döner. Arkeoloji ile alakalı olmayan kazı içindeki organizasyonu da sadece bilim yapmayı iyi bilen kazı başkanı ve yanındaki hocalar halletmeye çalışır. Kazı için devlet tarafından verilen paranın doğru kullanılması, her türlü arkeoloji dışındaki kamp düzeni kazı yönetiminin en büyük sıkıntısıdır. Kazı esnasında yönetim anlamında gerçek bir mücadele söz konusudur.  Bu mücadelenin sonunda çıkarılan özel bir eser, emeğimizin karşılığı olarak bizi mutlu edebilir. Sonuç olarak arkeolojiyi sevmeyen yapamaz.
 
Kazı yaparken nelerle karşılaşıyorsunuz?
Kazılar 2 ay kadar sürer. Hatta bazı kazılar çok daha fazla uzun sürer. Bizim kazımız kırsal bir arazide yer aldığı için her türlü doğa olayı ile karşı karşıyayız. Şahsım adına çeşitli hayvan sokması ya da ısırmasına maruz kaldım. Ancak aslında biz onların yaşama alanlarını gasp ediyoruz. Bunun yanında köy hayatının getirdiği zorlukları kazımız esnasında her daim yaşıyoruz. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığımızın vermiş olduğu destekle kamp alanımızı yaşanır hale getirdik, çok şükür memnunuz. Tabi kazı büyüdükçe daha fazla ihtiyaçlar artacaktır. 
 
 

FOTOĞRAF SAYESİNDE BİLİME FARKLI PENCEREDEN BAKIYORUM

Mesleğinizde fotoğraf size ne kadar katkı sağlıyor?
Fotoğrafın mesleğime katkısı büyüktür. Malumunuz arkeoloji görsel bir meslektir. Bendeniz de fotoğrafın vermiş olduğu ayrıntıları görme ve fotoğrafik hafıza fotoğraf sanatı sayesinde gelişmiştir. Bir heykelin en ufak detayları bile tarihlendir içi bir kriterken, fotoğraf sanatının detay terbiyesinden geçmek bana büyük bir avantaj sağlıyor. Bunun dışında fotoğraf sayesinde bilime farklı perspektiflerden bakabiliyorum. Bilim insanın farkı, olaylara sadece göz hizasından değil; yerden, yukarıdan yani farklı gözlerden bakabilmektir. Fotoğrafı da farklı kılan aslında budur.
 
Bu hengâmenin içerisinde fotoğraf sanatının sizdeki anlamı nedir. İkisinin arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Fotoğraf aslında benim mesleğimin bir parçasıdır. Fotoğraf arkeolojide çok önemli bir belgeleme yöntemidir. Kazıların bir fotoğraf düzeni olurlar ve kazılarda fotoğraf sistemli olması gereken en önemli görevdir. İyi bir sistemle arşivlenmiş kazı buluntuları, kazı sonrasında yapılacak çalışmaların en büyük kolaylığıdır. Fotoğraf teknik kısmını bir arkeoloğun iyi bilmesi gerekir. Benim için de fotoğraf öncelikle mesleğimin gereğidir. Lakin belgeleme öte sanat arayışı ve ürettiğim eserler de ülkeme hizmet esasına dayanır. Ben fotoğraf sanatını dinime, devletime, kültürüme, özüme hizmet etmek için çeker ve bu perspektiften ilham alırım. Kısacası fotoğraf benim için hizmet etme aracıdır.
 
 
Mesleğinizin gereği çok çeşitli kültürleri gözlemleyebildiniz. Farklı kültürlerdeki insanların geleneklerini, günlük yaşam kültürlerini fotoğrafladınız sizi en çok etkileyen kare ne oldu?
Aslında birçok kare vardır beni etkileyen. Gönlüme dokunmayan hiçbir karemi sahiplenmem. Önce benim gönül filtremden geçmesi gerekir. Hatta gönül filtremden geçen, başkalarının gönlünde kabul gören fotoğraflarımı hikâyeleri ile birlikte bir kitap haline getirmeyi düşünüyorum. Bu noktada kalemi güçlü olan sevgili eşimden yardım alacağım.
 
Benimde unutamadığım Anadolu’da çekilen ‘Halil İbrahim’ isimli bir fotoğrafınız var. O fotoğrafınız hem hayatınıza hem de fotoğrafçılık kariyerinize, deyim yerindeyse fotoğraf ile gelen ‘BEREKET’ getirdi diyebilir miyiz?
Halil İbrahim fotoğrafı tam anlamıyla kariyerime hayatıma bereket getirmiştir. Bu fotoğraf ile Avrupa Birincisi olduğum yıldan sonra hayatımda önemli değişiklikler oldu. Devlet Fotoğraf Yarışmasını kazandım, UNESCO’dan ödül aldım, üniversitede hoca oldum, birçok fırsat önüme geldi ve o fırsatları da başkalarına bereket gelsin diye kullanıyorum. Halil İbrahim artık Türk Fotoğrafının klasikleri arasına girmiş ve dünyada da bilinir hale gelmiştir. Bu fotoğrafın onlarca hikâyesi ve ruhumda kabul gören anısı vardır. Bunlardan bir tanesi de şu an Almanya haklarını bir Türk’e devrettim ve oradan gelen gelir ile Türk öğrencilere az da olsa burs veriliyor. Daha sayabileceğim onlarca hikâyesi var.
 

ANLAMSIZ, LÜMPEN SANATLA İŞİM YOK

Toplu iğne başından küçük bir çekirdek içinde ‘HAYAT’ gizlidir. Düşünürün dediği gibi ‘Yediğimiz meyvelerle değil, diktiğimiz ağaçlarla anılmak gerek’. Siz de akılda kalıcı fotoğraflarla ve projelerle anılmayı isteyenlerdensiniz. Ne kadar gönüllere dokunabiliyorsunuz? 
Benim gönül esaslı çalışıyorum. Sanatın gönle dokunan tarafındayım. Anlamsız, lümpen kesim için oluşturulmuş sanata karşı hiçbir ilgim yok. Bir fotoğraf düşündürüyorsa, bir fotoğraf hüzünlendiriyorsa, bir fotoğraf gülümsetiyorsa, bir fotoğraf akılda kalıyorsa gönüllerde kalıcı olur. Yapan dostlarım yanlış anlamasınlar, kendim de çekiyorum insanı bir leke değeri olarak gören karelere pek de beğenemiyorum. Bu dünyadan gittiğimde 5-6 karem gönüllerde kaldıysa ve fotoğraflar değerlerime hizmet ettiyse ne mutlu bana. Fotoğrafa dair emeklerimin karşılığını almışım demektir.
 
Fotoğraflarınız çeşitli karma sergilerde yer aldı, kendi kişisel sergi açmak gibi düşünceniz var mı yoksa açacak mısınız?
Kişisel sergi, kendi yıldızımı parlatmak içinse çok da taraftarı değilim. Birçok teklif geldi. Ancak kişisel lafından çekiniyorum sanırım. Eğer kişisel sergim bir yarar sağlayacaksa, bir hayır işi için olacaksa açarım. Ama onun haricinde amaçlarımla kişisel sergi uzak. Şimdi yurtdışından bir teklif var ve bu teklif ülkemi tanıtacağına inandığım için olacak gibi. Zaten sanal dünya koca bir sergi alanı.
 
Arkeolog ve fotoğrafa gönül veren kişi olarak tarihte hangi çağı fotoğraflamak isterdiniz?
Fatih zamanında Osmanlı’nın saray fotoğrafçısı olmayı çok isterdim. Süper güç olduğumuz zamandaki o anları karelemek, sefere giden ordumuzun her anını karelemek, Ulubatlı Hasan’ın kaleye sancağımızı dikerken ki anını fotoğraflamak ne büyük bir güzelliktir. Bir de kazı yaptığımız yer olan Olba’nın bütün dönemlerini fotoğraflasak da biz de kalıntıların içerisinde bu kadar zorlanmasak. 
 
Arkeoloji ve fotoğrafçılıkla ilgili ileriye dönük gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Benim bir hayalim var fotoğraf adına. Avrasya Fotoğrafçılar Birliği’ni kurup gönül coğrafyamıza fotoğraf sanatı ile hizmet etmek istiyorum. Fotoğraf sanatına verdiğim bu emeğin karşılığını hizmet ederek almak istiyorum. Kuracağım devlet destekli bir kurum ile sanata değil, sanatı destekleyerek, sanat aracılığı ile dinime, devletime, milletime hizmet etmek en büyük fotoğraf adına hayalim. Allah nasip ederse elbet bu olacaktır. Niyetimiz belli, niyetimiz kadar akıbeti Allah’tan diliyorum.  Arkeoloji alanında ise eğer destek bulursam, Türk Arkeoloji Akademisi’ni kurmayı istiyorum. Bu akademi Türk arkeologlarının yurtdışında çalışma yapmasını sağlayacak. Neden bir Alman Kuzey Irak’ta Dohuk valisinden izinli olarak kazı yapabilsin de, bir Türk arkeolog orada çalışamasın. Neden Ergenekon’un bulunma yolunma yolunda Türk arkeologlar Kazakistan’a gitmesin, neden ecnebilerin cirit attığı balkanlarda Türk bilim insanları yer almasın. İşte bu akademi, malum boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. İnşallah azmimiz ve kararlığımız bu konuda sağlamdır. Daha kafamızda onlarca milletimizin hayrına proje vardır. Allah ömür verdikçe bu kutlu yola hizmet etmeyi gönülden istiyor, okuyanlarınıza saygılarımı, sevgilerimi hürmetlerimi sunuyorum.