Remzi Çayır

Remzi Çayır

17.02.2017 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Ankara İstanbul arası

İstanbul ne kadar sivil ise, Ankara o kadar resmi bir şehir... İstanbul, bohem, özgür, 
Ankara gri ve donuk bir belde.
Resmi başkent Ankara lakin dünya İstanbul’u tanıyor. Türkiye demek İstanbul demek… Yabancılar böyle bakıyor.
Yollardayız.
 
Vardığımız yerlerde, insanlarla konuşmayı, halleşmeyi, istişareyi gerekli buluyorum. Bu bir yaşam tarzı!
Türkiye’nin gündemi malum! Evet mi hayır mı? Evet dersek ne olur, hayır damgasını vurursak, halimiz nice olur? Ülke iyiye mi gider, kötüye mi gider? Gerçekten bir kurtuluş savaşı mı yaşıyoruz? İnsanlarımızın sofrası ne durumda?
Geçim kaygısı kafaları bulandırmış mı? Toplumun genelinde bir kaygı var.
 
Bolu yakınlarında bir dinlenme tesisinde, çalışanlarla konuştum. Umutsuzluk gözleniyor sözlerinde. Tuhaf bir ikilem içindeler.
Olup biteni pek de gerekli buldukları söylenemez.
 
Şimdi, işimiz bu muydu, ağabey, diyor garsonun biri. Biz akşam eve ne götüreceğiz, çocukların okulları, üstleri başları… Evin mutfağı… Ev kira. Beş kilometreden geliyorum buraya. Hayatımız rahat olsun diye seçtik yöneticileri. Niye böyle yaptılar? Diyor.
Dedim ki, partili cumhurbaşkanlığı sistemi gelirse, yani başkanlık düzeni hâkim olursa, senin hayatın da kolaylaşır, gelir düzeyin yükselir… Gülümsedi.
 
Kandırmaca, dedi. Başka bir çalışan araya girdi… Yaz, dedi bana. Halimizi yaz, çektiklerimizi yaz. Düzen değişecekse, fakir fukaranın, güçsüzün lehine değişsin… Güçlüler daha güçlü, zayıflar daha zayıf olmasın.
Tanıyanlar oldu, masa kalabalıklaştı. Evet, diyenlerle hayır diyenler kavgasız, ama keskin bir şekilde tartıştılar.
 
Biri, hayırcılar PKK’lılardır dedi… öbür şiddetle karşı geldi, kardeşim şehit, dedi, ben hayır dediğim için PKK’lı mı oluyorum, yani? Deyince, ortalık buz kesti, özürler dilendi.
Hendekte otobandan çıktık. Yol boyu, bir çayhaneye girdik.
 
Mekânın sahibi Rizeliymiş. hemşerim, adam dedi, evet diyeceğim. Bizim burada, hayır da var, evet diyen de var.
Ama zamanı değildi, dedi. Şimdi bu işin sırası değildi, diye de ekledi.
 
Dedim ki, sistem tıkanmışsa, işler yavaş yürüyorsa, koalisyonlar dönemi sona erecekse, bunda ne kötülük var?
Bu kadar gerginlik iyi değil, dedi. Şimdi birlik zamanı! Bak, dışarıdan içerden bizi vuruyorlar. Sırası değildi. Zaten başkanımızdı. Ne gerek vardı ki?
 
Kamyoncunun biri dertli dertli isyan etti.
Biz öldük, dedi. Kamyoncuların hali perişan! Bizi duyan muyan yok. Akşam televizyonlarda, benim yaşadığım Türkiye’den bahseden yok.
Yan dükkândan insanlar geldi… Tamirciler. Kaportacılar.
Hareket yok… Hayat durgun… İşimiz de yavaşladı. Şimdi evetin hayırın sırası mıydı? Karnımız aç, işimiz yok… Yazık değil mi bizlere?
Başka biri, istikrak için, tayyip bey için evet diyeceğim, deyince, tatlı sert tartışma başladı… Atışmalar gırla gitti… Çayımızı içtik, yola yeniden revan olduk… Ankara İstanbul arası, Türkiye’nin haritası, havası gibi…
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI