Hüseyin Akın

Hüseyin Akın

08.12.2016 huseyinakin@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Başı açık erkekler ve bir takım gerçekler

Hayrettin Karaman geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak’taki köşesinde başörtülü kadınlar ve kızlarla ilgili yazdıkları oldukça dikkat çekiciydi. 
Bu tarz Müslüman kadın eleştirileri son yıllarda bir hayli arttı.  
Parklarda ve bahçelerde karşıt cinsiyle el ele dolaşan “örtülü çıplaklar” olarak tavsif ettiği başörtülü kızlara ve sakallı erkeklere son sözü sesini yükselterek söylüyor: “Edep, ahlak, nezaket ve zarafet olmayacaksa ne sakalınız olsun ne de başörtünüz!”
Görüldüğü üzere bu paylamalardan duvar arkasına saklanmış erkekler de nasibini alıyor. Hayrettin Karaman’ın tesettür konusundaki yozlaşmayı eleştiren sözlerine katılsam da bu konuda sürekli kadınların eleştirilmesi meseleyi kavrama noktasında bana pek isabetli gelmiyor. 
Yozlaşma hayat ve İslam algımızla ilgili. İnsanı değiştiren üzerine giyindiği kumaş yükü değildir. 
O olsa olsa sadece görünmeyenin tezahürü sayılabilir. 
Değişim ve dönüşüm kafada ve zihniyettedir. Modern hayat karşısında düne göre bugün daha bir korunaksızız. 
Erkekler de sırıtmayıp kadınlarda göze batan şey dini sorumluluğun en büyük kısmını kadınların omuzlarına yüklemiş olmamızdan başka bir şey değildir. 
Bugün Müslüman erkeklerin ibahe sınırı bir hayli genişlemiştir. 
Kimse bu durum üzerine bir şeyler söyleme gereği hissetmiyor bile. 
Sanki erkek kadının elbisesi değil de kadın erkeğin elbisesi imiş gibi sadece. 
Türkiye’de neredeyse yarım asırdır başörtüsü meselesi konuşulup tartışıldı. 
Başörtüsüne anlam katan vakar ve takva üzerine konuşanların sözlerine kulak veren bile olmadı. 
Bu tür soyut kavramlar direnci kırıp İslami hareketi pasifize ediyordu ne de olsa(!) Memlekette bu yüzden çok uzun süre ahlâk, adalet, vakar, haya, tevazu, cömertlik, sevgi ve muhabbet gibi konular hiç konuşulmadı.
Sevgi hümanizmaya hizmet ettiği için lügatlerden bile çıkarılmıştı.
Başörtüsü tek başına ne laikliği berhava eder ne de İslami şahsiyeti oluşturabilirdi. 
Kimse bunun ayırtına varamadı. Gün geldi yasaklar kalktı, fakat yasaktan neşet eden mukavemet de kendi köşesine çekildi. 
Kala kala bizlere görmek isteyip de göremediklerimize hayıflanmak, görmemek isteyip de gördüklerimize ise yaka silkelemek kaldı. 
Kıyafet sorunu sonun başlangıcı değil, başlangıcın sonu ve de sonucudur. 
Liberal ve seküler hayat tarzına razı edilen Müslüman kitleler içinde bulundukları duruma gayet rahat bir şekilde uyum sağlıyor. 
Durum bundan ibarettir. Kem âlatla kemâlat olmuyor işte. 
Mücadeleyi şimdi Hayrettin Hoca’nın ‘onlar yoksa o da olmasın” dediği noktaya kaydırmak gerekiyor. 
Edep, ahlak, nezaket ve zarafet başta olmak üzere tevazu, hilm, cömertlik, diğerkamlık, sabır ve paylaşma sorunlarımızın çözümü için mücadele etmeli. Oturumlar, Cuma eylemleri ve mitingler yapılmalıdır. 
Doğruluk, dürüstlük ve kanaat konusunda yapılan vaazlar yaraya merhem olmuyor, yüz binlerin toplanacağı mitingler düzenlenmesi lazım. 
Kadınlar başörtülerinin altına ne giyeceklerini deneme yanılmayla da olsa nasıl olsa bilirler, siz zamanın hastalığı olan kasa ve masa tutkusunu, makam hırsını temizleyin öncelikle.
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI