İshak Koç

İshak Koç

13.12.2016 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Beton duvarlar ortasında bir çiçek açtı

Doksanlı yıllarda TBMM’nin 18. dönem Anavatan Partisi milletvekili Erdem Bayazıt’ın “Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı” dizesiyle başlayan “Birazdan Gün Doğacak” isimli şiiri dillerde dolaşırdı. Kürsülerde, mitinglerde, salon programlarında… Hatta dönemin ünlü belediye başkanı mağdura yatırılınca daha görkemli PR (Public Relations) yapabilmek için ona kaset ve CD’den oluşan bir şiir albümü çıkarılmış, hayli ilgi de görmüştü. O albümde kimi görkemli şairlerin ve bazı ünlü oyuncuların şiirleri gibi bu şiir de vardı. Çok anapvari bir başlangıç olmasına rağmen bu dizeyi, yani “Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı” cinsinden bir meseleyi çocuk aklıyla o zamanlar pek anlamadığımızı fark ediyorum şimdi. Ki bunda şiirin 1966’da kaleme dökülmüş olmasının etkisi de vardır. Böyle bir söylem o zamanlar pekala romantik görünüyordu. Betonun çatlağından, asfaltın ortasından, tuğlanın kenarından kendine yol bulup hayata doğru fışkıran çiçek, ot, bitki figürleri... Olumsuz addedilen şeyler arasında imkansızlıkla, yoklukla, yoksunlukla, yoksullukla cebelleşen bir ortamdan fırlayıp yeşillenen insan figürleri... Yıkıntılar, molozlar, çer-çöp arasından ceset olarak değil de bedensel bütünlüğünü muhafaza edebilmiş olarak çıkabilen Suriyeli, Iraklı, Lübnanlı, Gazzeli, Afganistanlı (Elbette döneme göre Bosnalı, Çeçenyalı, Keşmirli, Afgan vd) çocuklar...
 
Hayır. O kadar imgesel değil-miş. Romantik hiç değil. Söylemin, uzamsal gerçekliğin bihayli berisinde olduğunu basbayağı görünür, duyulur, bilinir bir gerçeklik olduğunu bugün anladık. Betonlar, duvarlar, moloz imparatorluğu burnumuzun tam dibine kurulunca. Şimdi daha farklı imgeleri az yüksekçe bir yere çıkıp şehre bakınca çıkarsayabiliyoruz. Şehir çok ilham verici! Şunlar gibi: Ucu bucağı görünmeyen geniş bir mezarlık, tepesinde kargalar, martılar uçuşan bir büyük çöplük; karşısında Sultan Alparslan’a hacet olmayan Malazgirt’e birikmiş, sayısı meçhul haçlı ordusu; Ambarlı limanı girişine boca edilmiş konteynır yığıntısı; Esenler Otogarı’nın çaprazındaki malzeme deposu; birbiri içine girmiş, bazı kısımları sıralı bakkal tezgahları... Tepeciklere yığılan binalar ve üstünde uçuştukça uzaktan sineği andıran martıların bağışladığı imgeleri hatırlatmak bile istemiyorum.
 
Gel gör ki millet olarak beton seviyoruz. Asfalta aşığız. Otobana hastayız. Binalara ilgimiz var. Köprülere karşı da boş değiliz. Tokilere saygı çerçevesinde sevgi oluşumu... Yerin altı da üstü de beton olsun istiyoruz. Daha yüksek, daha gösterişli binalar dikilsin; insan binalar karşısında küçüklüğünü, minicikliğini, acziyetini bilsin istiyoruz. Her yanımız oteller, avmler, iş merkezleri, bankalarla kuşatılsın istiyoruz. Ağaç, orman, çiçek, börtü böcek neye yarar? Öyle ya canım, 2013 yazında Gezi Parkı isimli mekan istimlak edilmesin için mücadele eden aktivistlere devlet yetkililerinin tepkisi pek manidar değil mi idi: “Üç beş ağaç için kıyamet mi kopar?” Kopmadı. Kopmaya kalksaydı o kıyamet, elimize bir fidan alıp seğirtecektik. Öyle de dinine bağlı bir milletizdir! O gün ağaç kesme, beton dikme derdinde olanlar, bugün asfaltların kenarına döktükleri devasa duvarlara, suratsız betonlara çiçek dikme derdinde. Büyükşehir Belediyesi denen kuruluş Ramazan ayında sokaklarda iftar vermek ve Ramazan dışında da asfalt kenarlarında beton yüzeyine çiçek dikmek dışında ne iş yapar ki?
 
Sözün başında söylediğimiz gibi yıllar evvel bu insanlar bir özlemi dile getiriyorlarmış. Önce betonları dikip zemini hazırlamışlar, şimdi ithal çiçeklere yumulmuşlar. Beton duvarlar rengarenk çiçek açmış. Bir de değil üstelik, binlerce, demet demet, buket buket... Keramet istiyorsan al sana hikmet!
 
Geçen yıl bir İstanbul ilçesinde solucanlara bitki çöplerini yedirerek solucan gübresi üreten bir ilçe başkanı vardı. Her fırsatta yeni bir dünya kurmak için yola çıkmış ekibe gübrenin hikmetlerini anlatır, mevcut dünyada bulunmaktan daha bir bezdirirdi. Yine bir gün ekibi kurtarmak adına ayrılıp beynimle geyrı meşru fiil işlemesine göz yumduğum esnada balkonda marul pırasa, domates yetiştirme projesini anlatmıştı. Buraya hangi ara geldik diye düşünmeksizin katlanmıştım çaresiz. Maksat; gençlik rahat çalışsın, beyinler yanmasın sebepsiz.
 
Demem o ki asfalta sarımsak ekilmiyor mihriban. Beton duvarlar arasında tarım yapılmıyor. İnsan, hayvan, börtü böcek zaten kimin umurunda. Yalnızca plastik palmiyeler dikiliyor kaldırımlara. Gölgeleniyoruz yaz aylarında!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI