İsmail Kıllıoğlu

İsmail Kıllıoğlu

07.12.2016 ismailkillioglu@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Birkaç Odun

Bir süre önce bir televizyonun haber kuşağında bir haber verildi. Haberde; İstanbul’un Tuzla ilçesindeki bir caminin meşrutasındaki odunların üzerine bırakılmış bir kâğıt bulundu. Kâğıtta “hava çok soğuk, evde üşüyoruz, birkaç odun aldık, helal ediniz” ifadelerinin yer aldığı yazılıymış. Kâğıdı bulan cami görevlisi, anlaşılan, bunu haber ajanslarına bildirmiş olmalı. Bu vesileyle görevli, kendilerine başvurursa o kişi/kişilere yardımcı olabileceklerini de söylüyordu.
 
Kuşkusuz her gün bu ve buna benzer binlerce olay vuku bulmaktadır. Toplum denilen varlıkta bu tür olaylar, bir yandan içerisinde barındırdığı bireylerin varlığını, diğer yandan bu bireylerin birer ilişkiden ibaret olduğunu işaret edip simgelerler. Böylece bir simgeye dönüşürken, aynı zamanda bir anlam da kazanıp olgu haline gelirler. Evet, bu bir olgudur.
 
Toplumsal olgular, ait olduğu toplumu anlamamızı, onun mahiyetini ve sahip olduğu nitelikleri, diğer toplumlarla karşılaştırdığımızda durum ve konumunu, gelişmişlik ve geriliğini, refah ve yoksulluğunu vb. anlamada ve anlamlandırmada verilerdir. Onun için toplumsal olguların önem veya önemsizliği, değer veya değersizliği, büyük veya küçüklüğü, onu anlama ve kavrama durumunda olan zihnin, eş deyişle, insanın niteliğiyle ilgilidir.
 
Anlaşılacağı üzere, söz konusu olayda, kış mevsiminin doğal sonucu olan soğuk karşısında bir kişi ya da o kişinin ailesinin ihtiyaç duyduğu ısınma bir sorun oluşturmuştur. Bu sorunu çözmede yetersiz kalan, acze düşen kişi en kolay yoldan ulaşabildiği camideki odunlardan bir kaçını almak zorunda kalmıştır. Aldığı birkaç odunla, belki ancak bir gecelik ısınma sorununu çözmüştür. Sonraki günler için ya “Allah kerim” diyerek umudunu korumaya çalışacak ya da başka çıkar yollara başvuracaktır. Bu başka yolları kestirmek pek olası değildir. Çünkü o kişinin imkân ve değerlendirmeleriyle tercih ve kararları söz konusudur.
 
Toplumdaki benzer olayların ve olguların simgesi olarak ele alındığında bu olayı çeşitli açılardan irdelemek olasıdır. Ahlaki bakımdan birkaç odunu alan kişinin bu davranışı, salt eylem ve doğurduğu sonuç itibariyle “kötü” bir davranış olarak nitelenebilirse de, içinde bulunduğu durum “mücbir sebebe” dayalı olarak dikkate alınacak özellik göstermektedir. Kış soğuğu karşısında acze düşmüş, yani ısınmayı sağlayıcı imkân ve maddeye sahip değildir. Belki bir süredir işsizdir, belki çalışacak durumda değildir vb. Dolayısıyla bu davranışı bilerek-isteyerek yapmamıştır. Zaten bıraktığı yazılı kağıt da böyle bir irade içinde olmadığına delil sayılabilir. Öte yandan, tanıdıklarından veya komşularından ya da başka kimselerden yardım isteyip istemediği üzerinde de durulabilir. Bu durumda ahlaki bakış açısının ve ahlaki değerlerin tezahürü her bir kişi ve ilişkilerin ayrı ayrı gözden geçirilmesini gerektirecektir. Gerçekten ahlak olgu ve değeri bakımından bu önemli ve öğretici bir irdeleme oluşturabilir. Ancak, bu yazının sınırlarını aşar.
 
Pozitif (aynı zamanda Pozitivist) hukuk bakımından, olaydaki kişinin eylemi, kabaca belli bir hukuk kuralını ihlal ya da çiğneme olarak ele alınacağı açıktır. Belki, en fazla hafifletici nedenlerle yaptırımında, cezasında bir miktar indirim söz konusu edilebilir. Fakat yürürlükteki hukuk kuralının uygulanmasını, adalet ve nasfet (hakkaniyet) ölçütlerini de hesaba katarak düşündüğümüzde, söz konusu olay ve onun faili gözüken insanı toplumsal, iktisadi, siyasi olgular boyutu bağlamında ele alma gereği vardır. Elbette, burada hali hazırda yürürlükte olan hukuk kurallarının da bu çerçeveye yerleştirilmesi mantıki bir zorunluluktur. İktisadi politikalar, siyasi karar ve uygulamalar, hukuki düzenlemeler vb. bir insanın kış soğuğu karşısında birkaç odun ihtiyacını karşılıyor mu, karşılamıyor mu? Niçin ve neden? Bu ve benzer olayları, çeşitli mazeretler bularak kendi insan varlığımızdan soyutladığımızda, bizzat insan olarak ahlaki ve dini varlığımızın konum ve boyutunu kavrayışımız “lal-ü ebkem”mi olmalıdır, olabilmeli midir?
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI