Bahaddin Elçi

Bahaddin Elçi

15.12.2016 bahattinelci@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Bombalar neden?!

Herkesin kendi görüşünü beğendiği ahir zamandayız. Olayları ilgili ayetler (Şura/30,Rum/41,Araf/ 94), hadisler ışığında değerlendirmeliyiz ki, sağlıklı değerlendirme mümkün olsun. Günahlarımız bize musibet olarak, her çeşit bela olarak, ceza olarak geri dönüyor. Bomba olup, başımızda patlıyor... “Başımıza gelenler, ellerimizle kazandığımız günahlarımız yüzündendir. Çoğunu da affediyor.” Yoldan çıkmış kavmin başı beladan kurtulmaz… Biz doğru yolda olsak, düşmanlarımız bize zarar veremez ki. İç ve dış düşmanlarımız eliyle azaptayız. Kuşatıldık...
 
Günümüzde yaşadığımız tüm sorunlar terörden, geçim sıkıntılarına kadar hepsinin nedenleri vardır. Bu nedenleri arayıp, tartışıp duruyoruz. Allahu Teâlâ’nın ilmi, iradesi, yaratması olmadan hiçbir şey olmaz, olamaz. Ve O (c.c) her şeyi bu sebepler âleminde bir sebebe bağlamıştır. O halde bu patlayan bombalar neyin nesi? Neden? Niçin? Bu soruları sorup, doğru cevabı bulmak zorundayız. Nerede arayacağız ki doğrusunu bulalım? Kaynak olacak, delil olacak. Yoksa her kafadan ayrı bir ses, bir görüş kargaşası sürüp, gidecektir. Bizler Müslüman olduğumuza göre ihtiyacımız olan bilgi, haber, hüküm ne varsa kendi kaynaklarımızda aramak durumundayız. Kur’an’da, Sünnette... İslam’ın delillerinde... Çünkü bir konuda Kur’an ve Sünnette bir söz, bir hüküm varsa, o konuda biz kullara söz düşmez. Ancak “işittik, itaat ettik” der, teslim oluruz. Vahiyde; eğri, yanlış, şaşırma, yanılma, unutma, cehalet gibi bizlere ait eksik sıfatlar olmaz. Vahiyle gelen haktır, doğrudur, gerçektir... Efendimiz (s.a.v) de vahiyle konuşur, kendi hevasından konuşmaz (Necm; 3) O halde her konuda olduğu gibi bu başımıza yağan her çeşit musibetin nedenini de, çaresini de Kur’an ve Sünnette arayıp, haddimizi bilecek, kulluk sınırımızı aşarak şaşmayacak, şaşırtmayacağız. Konuştuklarımız kaydediliyor (Kaf, 16) Sözlerimizden ve yaptıklarımızdan sorumluyuz. Burada en önemli hususlardan birisi de şudur: Niye bu musibetler, daha çok biz Müslümanların başında?! Bu ve benzeri soruların cevabını Efendimiz (s.a.v) vermiş: “Bu dünyada günahlarımızdan arınalım, cezasını bu dünyada çekelim, ahirete kalmasın. Arınarak gidebilelim, tevbe edelim, geçici dünya nimetleri bize daimi sınırsız ahiret nimetlerini unutturmasın...” Müslüman olmayanların cezaları ahirete kalıyor. Sınırsız ahiret hayatına göre geçici dünya hayatının oranı ne? Değeri ve önemi ne?
Şunu da hatırlayalım ki, geçmiş kavimleri helak eden nedenler, kendi azgınlıkları olmuştur. Ve onların işledikleri isyanların/günahların hemen hepsi bugün bizde mevcuttur. Efendimizin (s.a.v) hürmetine, hatırına biz ‘ümmet-i merhume’yiz. Bizde toptan helak olmayacak. Ama biz günahlarımızdan dolayı tefrika azabıyla, düşmanlarımızın kuşatması zilletiyle cezalandırılıyoruz.
 
Hangi günahlarımız hangi musibetleri getiriyor? Konusunda Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş: “Ölçüde tartıda (ticarette) hile; açlık/geçim sıkıntısı/bereketsizlik getirir. Kamu malını çalma/yolsuzluk zuhur ederse, kalplere düşman korkusu atılır. Zina yayılırsa, ölümler, hastalıklar çoğalır. Kur’an ve Sünnete aykırı-hevalarıyla/kendi görüşleriyle hüküm verildiğinde öldürmeler çoğalır. Allah ile ahdini/ insanlarla ahdini bozan kavme Allah, düşmanlarını musallat eder. (Muvatta,286) İşte, nebevi teşhis... Başka rivayetlerde de benzeri günahlarımız sayılmış: Faiz, içki, zekâtın terki... Vahye dayanmayan, aykırı olan “hevai” görüşlerin hiçbir önemi, değeri ve yararı yoktur. Teşhisin doğrusu yalnızca budur. Bundan sonra çözüm, tedavi kolaydır: Yukarıdaki günahlar terkedilip, tevbe/ istiğfar edilecek... Edeceğiz... Gelir adaletsizliği, faiz ve fuhuş yaygınlaşıyor. Sigortalarımız atıyor. 
 
İşte yaşıyor ve görüyoruz. 30 yıldır “terörle”mücadele ediyoruz. “Kahrolsun teröristler”, “kökünü kurutacağız; yok edeceğiz” sözlerimiz bizi nerelere getirdi? Bomba olup, patlıyoruz. Patlatıyoruz... “Bir insanı öldürmek, tüm insanları öldürmek gibidir...” “Kısasta sizin için hayat vardır” ayetlerine sırtımızı dönersek, sonuç bellidir. Eğitimimizde, bu hukuk düzenimizde bunlar ileri sürülse hemen “laiklik, çağdaş değerler, AB normları, kriterleri” engelleri önümüze çıkıyor. Bu engellerden kurtulmadıkça, biz de bu sorunları artarak yaşamaya devam ederiz.
“Bir insan kendisi için istediğini/sevdiğini kardeşi için de istemeli/sevmeli”
 
“İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanlardır” H.Ş
“Bir insanın kendisine bile zarar verme hakkı yoktur.”
 
İslam’dan/İslami çözümlerden başka çıkış, çare, derman yoktur. İslamsız barış, adalet, huzur olmaz.
 
Bu ve benzeri ilkeler benimsenirse bu sorunlar yaşanır mı?
 
Tevbeyle istiğfarla yoluna girersek bize yardım eder. O (cc) bize yardım ederse AB, ABD, Siynizm vs. hepsi bize vız gelir, tüm sorunlarımızı çözeriz. O bize yardım etmezse, bize kimse yardım edemez. O’na muhtacız. Yardımına muhtacız. O’nun kapısında-başka kapılarda değil- bekleyip O’na sığınacağız ki, bizi bu karanlıktan, kuyudan selamete çıkarta! “O ne güzel vekil, ne güzel yardımcıdır.” “O, kuluna kâfi değil midir?”
 
Tabiinden Hasan-ı Basri Hz.ni ve Iyaz Hz.ni rahmetle anıyoruz. Birincisi kendisine farklı sorunlar için başvurulduğunda hep aynı çözümü tavsiye edermiş. “İstiğfar ve tevbe” Böylece tüm sorunlarımızın günahlarımız nedeniyle ortaya çıktığını, dolayısıyla çarenin de istiğfar ve tevbe olduğunu belirtirmiş...
 
Iyaz da: “Ahireti önceleyen âlimlere uyunuz. Dünyacı âlimler manen sarhoşturlar. Onlardan uzak durun” tavsiyesinde bulunurmuş.
İslam’ı tam ve doğru anlayıp, anlatan, herkesi uyaran, peygamber mirasçısı, hepimize rehber olabilecek Rabbani âlimlere ne kadar muhtacız... Terör ve bütün belalardan kurtulmamız dileklerimizle.
 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI