Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

09.01.2017 mehmetseyfettinerol@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


BOP’a ve “Terör Koridoru”na karşı “Genişletilmiş Dicle Kalkanı”

Başbakan Binali Yıldırım’ın Bağdat ve Erbil merkezli Irak ziyaretleri, her şeyden önce, 16 Şubat 2016’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilen ve uygulamaya konulan “dostları çoğaltmak, düşmanları azaltmak” politikası ile 2 Eylül 2016’da “Türkiye’nin güneyinde terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz” açıklamasındaki kararlılığın ve  sürekliliğin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. 
 
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan tarafından “dostları çoğaltmak, düşmanları azaltmak”  politikası ilk defa gündeme getirildiğinde muhtemelen pek çok kimse/kesim; “peki bu nasıl olacak, sonuna kadar dip yapmışız” demekten kendini alamamış olabilir. Açıkçası, dönemin şartları ve gelinen nokta itibarıyla bu soru çok da yersiz sayılmazdı.
 
Ahmet Davutoğlu sonrası başbakanlık görevini üstlenen Binali Yıldırım 16 Haziran’da “Bölgede ve dünyada dostlarını artıran, düşmanlarını azaltan bir dış politika anlayışıyla bölgesel işbirliğini güçlendireceğiz” dediğinde de muhtemelen bu söylem çok da ayakları yere basar cinsten görünmüyordu ve koltuğa yeni oturmanın verdiği bir heyecan olarak değerlendiriliyordu.
 
Çünkü Sayın Yıldırım’ın bahsettiği “bölgesel işbirliği” öncelikle Türkiye’nin yakın çevresini ve dolayısıyla da ağırlıklı olarak kriz içerisinde bulunduğu ülkelere işaret ediyordu. Yani Suriye, Irak ve bu sorunlardan dolayı Rusya ve İran ile ilişkiler demekti. Bırakın diğer üç ülkeyi, 24 Kasım krizi sonrası “Suriye’ye burnunu bile sokamazsın” diyen Rusya’ya rağmen bölgesel işbirliği hedefi neredeyse imkânsız görünüyordu.
 
Fakat uluslararası ilişkilerde, diplomaside imkânsız diye bir şeyin olmadığı bir kez daha görüldü. Doğrudan-dolaylı diplomasi kanalları üzerinden 27 Haziran’da Türkiye-Rusya arasında yeniden başlatılan süreç, o ana kadar oynanan bütün oyunu bozdu. Ankara-Moskova ikilisinin geliştirdiği inisiyatif, son Irak ziyaretinde de görüldüğü üzere Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) karşı yeni bir bölgesel işbirliğinin/ittifakın önünü açmış görünüyor. Bunun ne anlama geldiğini Astana Zirvesi sonrası hepimiz daha net bir şekilde göreceğiz.
 
“Ankara-Bağdat Hattı” Yeniden İnşa Ediliyor
Düne kadar bölgesel bir savaş olasılığının gündeme hâkim olduğu bir dönemde, artık bölgesel işbirliklerinden bahsediyoruz. Bu bağlamda Bağdat’ta uzun bir aradan sonra üçüncüsü gerçekleştirilen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) toplantısı, atılan imzalar, yayınlanan ortak bildiri ve yapılan açıklamalar oldukça önemli. 
 
Bu bağlamda, iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek ekonomik ve siyasi stratejik ilişkileri tesis etme ve geliştirme konularının ele alındığı YDSK toplantısı sonucunda yayınlanan ortak bildiri oldukça önemli. Bildiride, taraflar iki ülke arasındaki ilişkilerin temelini oluşturan toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı çerçevesinde, karşılıklı güvenlik-istikrarın sağlanacağı ve bu noktada birlikte terörle mücadele etmeyi benimsediklerini vurguluyor.
Bu vurguya bakıldığında önceliğin karşılıklı güvenin yeniden tesisi ve bu çerçevede iki ülke arasında yaşanan krizin en temel nedenlerinden biri olarak kabul edilen terör örgütleri ile ortak mücadele noktasında mutabakata varıldığını görüyoruz. Bunun anlamı çok net: Türkiye ve Irak, ülkedeki her türlü terör yapılanmasına karşı. Ve burada “senin teröristin, benim teröristim” yaklaşımına yer yok. 
 
Dolayısıyla, öncelik Irak’taki tüm terör örgütlerinin ve ulus-devlet inşası noktasında diğer milis kuvvetlerin de zaman içerisinde tasfiyesi öngörülüyor. Aksi takdirde, sil baştan durumu olur ki, bunu her iki devlet de istemez.
 
“Terör Koridoru”nun Sonu! 
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 2 Eylül’de açıkladığı “Türkiye’nin güneyinde terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz” açıklaması, Suriye sonrası Irak’ta da hayata geçiriliyor. Suriye’de taraflarca test edilen işbirliği sürecinin bir benzeri önümüzdeki süreçte Irak’ta da uygulanacak.
 
Nitekim Başbakan Yıldırım, Bağdat yönetiminin PKK’ye Türkiye topraklarına saldırmak için Irak topraklarını kullanmasına müsaade etmeyeceği yönünde söz verdiğini ve bunun Türkiye için büyük önem arz ettiğini belirtti. Peşmerge ve Irak ordusu ile birlikte PKK terör örgütünün Sincar’dan atılması için işbirliği yapılacağı ayrıntısı burada göz ardı edilmemeli. Dolayısıyla, Bahar ayında PKK terör örgütü ile mücadelede Türkiye-Irak arasında kriz bekleyenler şimdiden “avucunu yalamış” durumda.
 
Hiç kuşkusuz burada Bağdat yönetiminin daha bağımsız ve dengeye dayalı bir politika izlemesi gerekecek. O yüzden Bağdat’ta bir süre geçiş süreci sorunları yaşanabilir. Fakat görünen o ki, Türkiye ve Rusya bu geçiş sürecinin garantörü konumunda; aynen Suriye örneğinde görüldüğü üzere. Suriye’de, “Fırat Kalkanı Operasyonu”nda kendisini gösteren işbirliği sürecinin bir benzeri Irak’ta “Dicle Kalkanı” kapsamında hayata geçiriliyor. Dolayısıyla BOP güçlerine burada da “hodri meydan” deniliyor.
 
Burada, İran’ın ortaya koyacağı tavır-tepki de sürecin geleceği açısından önemli. İran’ın, Irak’ta da bölgesel bir devlet sorumluluğu içerisinde hareket edeceğine yönelik bir tereddüt yok, en azından beklentiler bu yönde.
Türkiye ve Rusya’nın belkemiğini oluşturduğu “Genişletilmiş Avrasya Projesi”, anlaşıldığı kadarıyla tıkır tıkır işliyor. Bu kapsamda bölgede BOP unsurlarının birer birer tasfiye edilmesi oldukça önemli! Fakat bu halen sonuca (başarıya) varıldığı anlamına gelmemeli. Esas sorun asıl bundan sonra başlıyor: 1) Sürece verilecek tepki (başta BOP güçleri ve onların taşeronları tarafından olmak üzere); 2) Sürecin içerisinde şu an müttefik gibi görünen ülkelerin 20 Ocak sonrası takınacakları tutum; 3) Ve yeni süreçte sürekliliği sağlayacak, statükoya dönüşten ziyade güçlü bir işbirliğini/ittifakı tesis edecek kurumsal yapılanmaların tesisinin ne boyutta hayata geçirilebileceği, yani “Astana Süreci”. Bu mevzuyu gündem elverdiği ölçüde ele almaya devam edeceğiz. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI