Ali Haydar Haksal

Ali Haydar Haksal

11.01.2017 alihaydarhaksal@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Bu Kadar Ölüm ve Vahşet Varken

Acı yüklü bir dünyada ve bir zamandayız.
Huzursuzluk ve tedirginlik bütün insanlığı kuşatmış. Bütün insanlık derken bunda acı hissedenleri kastediyoruz. Bu dönemin insanının bir özelliği duyarsızlaşması. Bir bakıma vurdumduymazlık, ilgisizlik, boş vermişlik.
Müslümanların önceliği nedir, sorusunu şu sıra sormak gerekiyor. Biz öncelikle kendimizden sorumluyuz ve çünkü Müslümanız. Müslümanlar ruh kardeşidirler. İman ve inanç kardeşidirler.
Müslümanların bugünkü sorunu demokrasi midir, başkanlık sistemi midir? Tam demokrasi olursa ve başkanlık sistemi olursa bu kadar acı, ölüm ve vahşet son mu bulur?
Müslümanlar kendi topraklarının ve kaynaklarının sahibi olamadıktan sonra, kendi olanaklarını ve gücünü yeterince kullanamadıktan sonra demokrasi görünümü ya da tam başkanlık sistemi neyi çözer?
Suriye kendi insanından tahliye edildi. Kentleri yerle bir oldu. Tarihi birikimi ortadan kaldırıldı. Türkiye sınırları içindeki kimi kentlerimize girilemedikten ve yerle bir olduktan sonra neyin demokrasisi, neyin başkanlık sistemi? Hangi sorunları giderir.
 
Terör ve karmaşa giderek artıyor. İnsanlara güvensizlik giderek çoğalıyor. 
İnsanın insana güveni kalmadı.
 
Müslüman toplumların birbirine güveni yok. Türkiye ile Suriye, İran, Irak, Mısır kanlı bıçaklı. Bu toplulukları bir araya getirmek o kadar da zor ki. Yıllardır süregelen kara propaganda ile birbirimizin kuyusunu kazdık, yetinmiyoruz, kazmaya devam ediyoruz. Bunu, kendini entelektüel, bilge, toplum önünde görenler yapıyor.
 
Birbirimizi anlamaya ve bilmeye gayret etmiyoruz. Taraflar kendilerine sunulan, gösterilen kurgulara göre davranıyorlar. Nefret körükleniyor. Ne yazık ki siyasiler de kendilerini dar bir kalıp içinde sınırlıyorlar. Kendilerini salt bir topluluğun lideri olarak görüyorlar. Bir ülkede eğer sorumluluk makamında iseniz yönetiminizde bulunan herkesten sorumlusunuz.
 
Tahammülsüzlük had safhada. Hemen herkes birbirinin kusurlarını, eksiklerini, yanlışlarını gözetliyor. Nerede nasıl bir boşluk bulurum, yakalarım düşüncesinde. Böyle olunca iyi olan taraflar ve davranışlar görülemiyor.
Aşiret duygusu ağır basıyor. Bugünün siyasal partileri birer büyük aşirettirler. Çekişmeler ve çatışmalar kan davasına dönüşüyor. Müslüman ulusların ilişkiler de böyledir ne yazık ki.
İradesi elinde olmayan bu topluluklar doğal olarak güdülüyorlar. Kendilerini egemenlerin gücüne terk edenler, bir milletin çıkarlarını ve önceliklerini düşünmezler. Kendilerini merkeze alırlar.
İslâm coğrafyasını yönetenlerin hemen tamamının derdi kendileridir. Kendileri olmazsa asla olmaz duygusundadırlar. Demokrasi olsun, krallık olsun fark etmiyor. Demokrasi olduğu bilinen ülkelerde krallık mantığı sürüyor. Örnekleri ortada.
 
Adalet ve hakkaniyetin olmadığı yerde demokrasi varmış, krallık varmış neye yarar. Müslümanlar, hak etmedikleri bir hayat yaşıyorlar. Olmadık bir hayata zorlanıyorlar, hatta böyle korkunç bir hayata mahkûm olmalarına tahammül edilemez.
 
Bunun içindir ki yaşamakta olduğumuz şu zamanda bu vahşet ve ölümler ortadan kaldırılmadıkça, azalmadıkça bize huzur olmaz. Mutlu olamayız.
İnsanlığın derdini kendimize dert edindiğimizden elbette ki büyük acılar içindeyiz.
 
Halep dramını yoğun yaşadık. Öfke ve tepki çığ gibi büyüdü. Ve artık dondu. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi şu an. İnsanların evsizlikleri, barksızlıkları, kış kıyamet, Avrupa kapılarında sürünen, çocukları ellerinden alınan Müslümanlar… Bu kadar büyük bir dram içinde keyifli olmak, mutlu olmak... Büyük gaflet. Ah Müslümanlar, ah Müslümanlar!..
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI