haderdetay hedef masthead

Fotoğraf gerçek hikayeler anlatır...

Fotoğraf gerçek hikayeler anlatır...
Eklenme Tarihi: 20.04.2017 18:55

Erhan Işık’ın asıl mesleği ticaret olsa da “fotoğraf kendimi ifade edebilmemin en güzel yolu olduğunu düşünüyorum.” diyerek yola koyulmuş. Uzun bir süre yağlı boya resim çalışmaları da yapan Aşık’ın plastik sanatlara olan ilgisi çocukluk dönemime kadar dayanıyormuş.

eposta yazdır zoom+ zoom-
 
YÜKSEL AKÇA
1981 İstanbul doğumlu Erhan Işık’ın asıl mesleği ticaret olsa da “fotoğraf kendimi ifade edebilmemin en güzel yolu olduğunu düşünüyorum.” diyerek yola koyulmuş. Uzun bir süre yağlı boya resim çalışmaları da yapan Aşık’ın plastik sanatlara olan ilgisi çocukluk dönemime kadar dayanıyormuş. Akademik anlamda kariyer oluşturamaması onu içinde bir ukde kalmasına neden oluştursa da geri dönüp baktığında güzel işler yaptığını düşünüyor ve ayrıca şöyle bir özetleme de yapıyor, “Zincirleri kırmak ve kendimi daha fazla insana ulaştırabilmek için fotoğraf ile yolculuğa çıktım. Plastik sanat ile içli dışlı olduğum dönemlerde birçok ressamın atölyelerinde bulundum ve onlara eşlik ettim. Kompozisyon, ışık, perspektif, renk gibi kavramlara plastik sanatlardan donanımlı olduğum için fotoğrafa geçişte çok fazla zorlanmadım. Bir dönem sokak fotoğrafları çektim ve daha sonra doğaya yönelmem gerektiğini düşündüm. Çünkü doğa insanın kendisini dinlemesi için mükemmel bir alandır. Doğa ile iç içe olmak, onun sesine kulak vermek inanılmaz bir iç huzur getiriyor insana. Bir de üstüne güzel fotoğraflar çekildiği zaman mutluluk iki katına çıkıyor.” 
 
Erhan Işık
 
Bu fotoğraf çekmeye ne zaman başladınız. Deklanşöre basmayı iten nedenler nelerdi?
Fotoğraf çekmeye 2009 yılı gibi başladım. İnsan yaşamı boyunca deklanşöre basmıyor mu aslında. En mutlu anlarımızı, en duygusal anlarımızı, gittiğimiz, gezdiğimiz yerleri kendi belleğimizde sürekli kayıt altına alıyoruz. Fotoğraf çekme kararımı veren de, tüm deneyimlerimizi, birikimlerimizi artık görsel bir belge olarak kayıt altına alma isteği olabilir.
 
Fotoğrafçı ‘an’ı kaydederek ne anlatmaya çalışır. Gördüklerimizle fotoğrafçının kayıt altına aldıkları arasında ne fark vardır?
Fotoğraflar, içinde gerçeklikleri de barındıran öyküler anlatır. Gördüklerimizden farklı olarak,  fotoğrafçı kendi yorumu ve bakış açısıyla görüntüleri kayıt altına alabilir, ama bu çoğunlukla yaşamdan gerçek kesitlerdir ve gerçeği çok fazla değiştirmez. Sadece, sanat adına yapılan işlerde gerçeklik pek fazla olmaz ve aranmaz da sanırım.
 
 
Fotoğraflarınızda çoğunlukla nesne ve kişileri yalnızlık ile ilişkilendirmişsiniz. Hayatınız ile fotoğrafların hikâyesini örtüştürdüğümüzde nasıl bir sonuç çıkar?
Nesne ve kişileri yalnızlıkla ilişkilendirmem çok yerinde bir tespit. İnsan, tek başına kaldığı zaman hayat ile ilişkisini sorgulayabilir. Etrafımız kalabalık olduğu zamanlar çok fazla bir şeyleri sorgulamadan yaşamın akışına bırakırız kendimizi. Melankoli çoğu zaman insanı olumsuz bir havaya soktuğu söylense de ben öyle olduğunu düşünmüyorum. En azından sanat adına üreten insanlar için. Çoğu sanatçı melankoliden beslenir. Bende aynı şekilde melankoliden besleniyorum. Çünkü duyguların en üst seviye çıktığı duygu durumu budur bana göre. Hayatım ile ilişkilendirmeye pek gerek yok sanırım, çünkü ben ne isem fotoğraflarıma yansıyan da odur zaten. 
 

FOTOĞRAFÇI KONULARA TAKILMAMALI

Çok faklı konuları ve bunları kategorilere ayırıp yayınlıyorsunuz. (uzun pozlama, siyah-beyaz, manzara vb) Hangi kategoride üretim yapmak daha zor? 
Bana göre fotoğrafçı, belirli konularda takılıp kalmamalı. Her türlü fotoğraf ile ilgili olmalı, çekmese bile bilgi sahibi olmak zorundadır. Gelişen teknoloji ile birlikte çok farklı fotoğraf çekim teknikleri ortaya çıkmaya başladı. Ben yeni nesil fotoğrafçıyım ama benden daha da yeni bir nesil var ortada. Onları gözlemlediğim zaman birçok farklı çekim türlerine merak salmış durumdalar ve ben de merakla takip ediyorum. Manzara, uzun pozlama, belgesel, sokak fotoğrafçılığı, still life ve kurgu türünde çalışmalarım var. Benim kendimi en rahat ifade edebildiğim, bilgi ve birikimlerimi aktarabildiğim tür “still life” dir. En çok zorlandığım ve bir o kadarda keyif aldığım tür kesinlikle “still life” diyebilirim.
 
 
Fotoğraflarınızın baktıkça dinlendirici bir özelliği de var sanki, bakana hikayeler de anlatıyor. Bir karede bu kadar özel hikâye anlatmak nasıl bir duygu?
Fotoğraf, izleyende huzur duygusunu uyandırmalı ve her izleyen bir hikâye çıkartabilmeli. Ben, hikâyesi olan fotoğrafları seviyorum ve bunu elde etmek için ciddi çaba sarf ediyorum. Bir fotoğrafı izleyen Erhan Aşık fotoğrafı diyebiliyorsa ve tarzın ile akıllarda kalabiliyorsan bu çok özel ve güzel bir duygu. Umarım bu çizgimi bozmadan yoluma devam edebilirim.
 
Yaşlılar, çocuklar, mahalleliler, bir manzara, kayık ve meyveler… Bu kadar çok konuda çekmek yorucu olmuyor mu?
Aslında çok yorucu olduğunu söyleyemem. Her biri için ayrı bir zamanlama ve program yapıyorum.
 
Sanırım fotoğraf çekmek için geziyorsunuz?
Hem fotoğraf çekmek, hem yeni yerler görmek ve keşif yapmak için geziyorum. Zamanımız az, bunu mümkün olduğunca iyi değerlendirmek gerekiyor.
 
Sizi fotoğrafçılık anlamda besleyen unsurlar neler?
Yaşama dair her şey diyebilirim.
 
 
Nerelere gittiniz ve sizi en çok etkileyen yerler neresiydi. Bundan sonraki hedefinizde nereler var?
5 yıllık bir Karadeniz projem vardı. Rize, Trabzon ve Artvin’i kapsayan, toplamda 60 güne yakın Karadeniz’de kaldım diyebilirim. Karadeniz benim için çok özel bir bölge. Çoğunlukla yayla yaşamını betimleyen çalışmalar yaptım. Krater göllerine uzun yürüyüşler sonucunda güzel kareler yakaladım. Ağrı Doğubayazıt’ta İshak paşa sarayında gün batımı ve gün doğumu çekimleri için neredeyse bir gün arabada beklediğimizi hatırlıyorum. Aslında beni en çok heyecanlandıran Nemrut Dağı’nda Kommagene Kralı Antiochos Theos’un heykelinin yanında gece yıldız pozlaması yapmaktı. İki arkadaşımla birlikte zifiri karanlıkta çekim yapmak biraz ürkütse de inanılmaz heyecan verici bir çekim anıydı. Yakın zamanda doğu ekspresi ile 5 günlük Kars’a yolculuk planım var. 
 
Still Life. Kimileri için sadece nesne fotoğrafı kimileri içinse ucu bucağı olmayan hayal gücünün bir ürünü, fikir ürünüdür, sanattır ve emektir. Çektiğiniz fotoğraflarınızda geçmişe dair ağır misafirleriniz var, fotoğraflarınızda misafirlerinize nasıl davranıyorsunuz, fotoğraflarınız Erhan Aşık’ı nasıl yansıtıyor?
Still Life; Manzara ya da portre fotoğrafçılığına oranla, fotoğrafçıya kompozisyon oluşturacak şekilde daha fazla hareket sahası verir. Oldukça çaba gerektiren bir sanattır. Işık ve kompozisyon becerileri çok önem taşır. Başka bir deyişle fotoğrafçı fotoğrafı çekmez, yapar. Tıpkı bir ressam gibi... Diye açıklanabilir. Still Life fotoğraflarımdaki misafirler genelde aile bireyleri, kaybettiklerimize dair nesnel değerler. Ben, bilgi ve birikimlerimi, geçmişimi, yaşanmışlıklarımı ve deneyimlerimi eserlerime yansıtmaktan ve izleyicilere sunmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. İnsanlar geride bıraktıkları güzel şeylerle hatırlanır. Misafirlerime inanılmaz bir özenle yaklaşıyorum. Fotoğraf çekimi esnasında nesnelerle iletişim halinde olmak ve onları en güzel şekilde kompoze edip sunmak benim görevim diye düşünüyorum. Fotoğraflarım beni, belirli bir çizgide ilerleyen ve izleyicisi ile duygusal bağları sıkı tutabilen bir fotoğrafçı olarak yansıttığını düşünüyorum.
 
 

HAYATIN TEK GERÇEĞİ, DOĞMAK VE ÖLMEK

Eski fotoğraflara baktığımız zaman, en kötüsü vefat eden yakınlarınız vardır, annendir, belki baban, belki de deden, tuhaftır o duygu, gözleriniz dolar, boğazın düğümlenir yutkunamazsın, sonra o fotoğrafı öpersin, hatta koklarsın, değişik bir koku vardır, hissedilenlere benzer, gün gelip kaybeden değil kaybedilen, rolünün kendisine geleceğini anımsatır. Fotoğrafını çekip de kaybettiğiniz insanlara daha sonradan hatırladığınızda hangi hisleri yaşıyorsunuz?
İnsanın sevdiklerini ansızın, zamansızca kaybetmesi tarifi olmayan bir duygu.  Ama günün birinde zamanın size geleceğinin anladığınız an içinize bir huzur dolar. Alışırsın ölüme, kaybetmeye, sevdiklerini teker teker uğurlamaya ve sende içinde garip bir duygu ile kendini hazırlarsın. Hayatın tek değişmez gerçeği doğmak ve ölmek. İnsanı olgunlaştırdığını düşünüyorum. 
 
İleriye dönük projelerinizden bahseder misiniz?
Aslında still life fotoğraf sergisi düşüncem var. Ama sıradan bir sergi olmayacak çok farklı bir konsept düşünüyorum. Ama ses getirecek ve still life fotoğrafa insanların ilgisini arttıracak bir sergi olacak.  Birkaç arkadaşımla birlikte ortak katılımlı sergi düşüncem var. Sponsor destekli olacak ve gelir getirecek bir sergi olacak. Be sergi ise sosyal sorumluluk projesi olacaktır. Detaylar henüz oturmadı ama olursa güzel olacaktır.