Türkiye 3 yıl aradan sonra bir başka referandum için yine sandık başına gidiyor. Türkiye bu güne kadar 5 kez referandumlarda oy kullandı, 12 Eylül de yapılacak referandumla da altıncı olacak.
Referandum sath-ı mahalline girilmeden hemen hemen tüm siyasi partiler oyunun rengini belli etti. Gazetelerde, internet ortamında "hayır" cephesi ile "evet" cephesi hararet dozu yüksek tartışmalara girişti. Önümüzdeki referandum, 12 Eylül darbe anayasasında kısmi değişiklikleri ihtiva ediyor ve ne hikmetse 12 Eylül darbesinden en çok zararı gören solcular ve ülkücüler "hayır" cephesinde buluşuyor. Bu türden gariplikler sadece Türkiye‘de olur diyelim ve bundan önceki 5 referandumda neler yaşanmış bakalım:
Türkiye‘nin ilk referandumu demokrasiye yapılan ilk askeri müdahalenin ardından yapıldı. Başbakan Adnan Menderes‘in asıldığı 1960 darbesinden 1 yıl sonra yapılan Anayasa referandumunda "hayır" diyenler cesaret edip propaganda yapamadı. Neredeyse bütün partiler "evet" cephesinde buluştu ama Adnan Menderes‘in idamından oldukça etkilenen halk anayasaya yüzde 38 oranında "hayır" dedi.
Türkiye referandum tarihi
27 Mayıs 1960 sabahı insanlar radyolarının başında yüzlerce kez yayımlanan şu anonsu dinliyordu: "Bugün demokrasinin içine düştüğü buhran ve müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır
Bu harekata silahlı kuvvetlerimiz, partileri içine düşükleri anlaşamaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır."
İlk referandum ilk darbeden sonra
Türkiye demokrasiye yapılan ilk müdahaleyle böylece tanışmış oldu. Emir-komuta zincirinin dışında gerçekleşen bu darbe ile DP iktidarı sona eriyordu. Başbakan Adnan Menderes diğer iki arkadaşı Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile birlikte darbeden bir yıl sonra asılacaktı. Milli Birlik Komitesi, darbenin ardından ilga edilen 1924 Anayasası yerine Sıdık Sami Onar Başkanlığı‘ndaki bir kurula yeni bir anayasa hazırlattı. Kurul asker ve profesörlerden oluşuyordu. Darbeden tam tamına bir yıl sonra, 27 Mayıs 1961‘de askerlerin oluşturduğu Kurucu Meclis‘te oluşturulan anayasa oylandı. 1961 Anayasası Kurucu Mecliste iki çekimser oya karşılık 261 oyla kabul edildi.
Hayır kırmızı, evet beyaz
Anayasa Meclis‘ten de geçtiğine göre artık halkoylamasına sunulabilirdi. Referandum günü 9 Temmuz olarak belirlendi. Referandumda Anayasaya "Hayır" diyecek vatandaşlar sandığa kırmızı pusulayı, "Evet" diyecek vatandaşlar ise "Beyaz" pusulayı atacaktı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün kurumlarıyla evet cephesindeki yerini almıştı. Evet cephesi, Milli Birlik Komitesi‘nden, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel‘e ve CHP Lideri İsmet İnönü‘ye kadar büyük bir yekun tutuyordu.
Evetçi cephenin bütün propaganda çalışmalarına karşılık Hayır diyenler "Hayır" diyeceklerini söylemeye korkuyordu. Referandumda "Hayır"ın rengi olan kırmızı renkli giysi giymek bile büyük bir cesaret işiydi. Ama seçim günü gazetelerde çizilen "Beyaz oy veren adam" karikatürü ise, propaganda süresinin bitmesine rağmen herhangi bir suç teşkil etmiyordu.
1961 Anayasası için 9 Temmuz 1961‘de yapılan referanduma yüzde 81 oranında katılım oldu. Bütün devletin yanında yer aldığı "Evet" oyları yüzde 61.7 olarak sandıktan çıktı. Kimse "Hayır" lehine kampanya yapmaya cesaret edemezken yüzde 38.3 oranında Hayır oyu çıkması ise çok da beklendik bir durum değildi. Referanduma en yüksek hayır İzmir‘den geliyordu. Darbecilerin astığı Başbakan Adnan Menderes‘in şehri Aydın da anayasaya "Hayır" diyenler arasındaydı. Anayasaya hayır diyen diğer iller ise şunlardı: Bursa, Bolu, Samsun, Sakarya, Zonguldak, Denizli.
1987 referandumundan baskın seçim
1982 Anayasası ile eski siyasilere 10 yıl boyunca siyasi yasak getirilmişti. Anayasadan 5 yıl sonra bu yasakların kaldırılması gündeme geldi ve üçüncü referandum da bu yüzden yapıldı. Darbeden sonra Türkiye‘yi yöneten Turgut Özal liderliğindeki ANAP sürekli 12 Eylül öncesini hatırlatarak hayır cephesindeki yerini aldı. Özal‘a rağmen küçük bir oy farkla eski siyasilere uygulanan yasak kalktı ama Turgut Özal rakiplerinin toparlanmasına fırsat vermeden hemen erken seçime gitti.
1982 Anayasasıyla Kenan Evren‘in Cumhurbaşkanlığıyla beraber eski siyasilere 10 yıl süreyle siyaset yasağının getirilmesi de kabul edilmişti. Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit gibi Türkiye siyasetinin görünen yüzleri minderin dışına itilmiş ve yerlerine konjonktür partileri ikame edilmişti. İkame edilen partilerin en büyüğü ise Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi‘ydi. 1987 Anayasası‘na Milli Güvenlik Konseyi‘nin eklediği geçici dördüncü maddenin kaldırılması yönündeki halkoylaması darbeden 7, darbe anayasasının yürürlüğe girmesinden 5 yıl sonra oylanacaktı. Referandum sürecini Cumhurbaşkanı Kenan Evren‘in "zaten partileri var, siyasete dönmelerinden korkmuyorum" sözleri başlattı. Bu referandum oy pusulaları, evet için mavi, hayır için ise turuncuydu.
Turuncu Turgut
Türkiye bu referandumla beraber bir kez daha kamplara ayrıldı. Hayır cephesinin en büyük müdafisi ise ANAP Lideri Turgut Özal olacaktı. Emanetçi genel başkanlarla yönetilen diğer partiler ise evet cephesindeki yerlerini almışlardı. Aslında Turgut Özal en başında referandumda tarafsız kalacağını açıklamıştı. Daha sonra Turgut Özal turuncu renge bürünerek yaz sıcağına da aldırmadan meydanları dolaşacaktı.
Evetçiler kazandı, yasaklar kalktı
ANAP‘ın referandum sloganı, bu günlerde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun diline dolanan "Hayır‘da hayır vardır" şeklinde oldu. Propagandalarda ise genellikle 12 Eylül öncesinin kaos ortamı hatırlatıyor ve "Referandumda hayır deyin, 5 yıl daha kafamızı dinleyelim" yazılı ilanlar gazetelere veriliyordu.
Türkiye üçüncü kez referanduma 6 Eylül 1987‘de gitti. ANAP dışındaki hemen hemen tüm siyasi partilerin ortak mutabakatına rağmen evet oylarıyla hayır oyları arasındaki fark sadece binde beş olmuştu. Sandıkta 11 milyon 636 bin 395 hayır oyuna karşı, 1 milyon 711 bin 461 evet oyu çıkmıştı. 175 bin oy farkıyla eski siyasilere yeniden siyaset yolu açılmıştı. Referandumun ardından Başbakan Turgut Özal baskın erken seçim ilanını verdi. Eski siyasiler henüz tabanlarını toparlamaya fırsat bulamadan erken seçimle onları yenmek istiyordu.
Dördüncü referandum inat uğruna
Türkiye‘nin dördüncü referandumu ise siyasilerin karşılıklı olarak birbirlerine rest çekmesi sonrasında yapılacaktı. 1987 Kasım‘ındaki genel seçimlerden bir yıl sonra yerel seçimlerin öne alınması için bir halkoylaması yapılacaktı. Bir önceki seçimlerde yüzde 36 oy alan ANAP yeniden tek başına iktidar koltuğuna oturmuştu. Yerel seçimler normal tarihe göre Mart-1989‘da yapılacaktı. İstenen ise yerel seçimlerin 5 ay önceye alınmasıydı. Demirel, erken yerel seçime önce destek verdi, ardından ani bir dönüş ile değişikliğine destek vermek için seçim kanunun değişmesini şart koştu.
Turgut Özal‘dan Başbakanlığı bırakırım resti
7 Temmuz‘da Meclis‘te oylanan yerel seçimlerin erkene alınmasını öngören Anayasa değişikliğine 284 kabul çıktı. Bu, kararı referanduma götüren bir sayıydı. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi, SHP‘nin kararı Anayasa Mahkemesi‘ne götürüp götürmeyeceği tartışıldı. Bu arada Kenan Evren kararı onayladı ve takvim işlemeye başladı. Referandum günü 25 Eylül‘dü. Muhalefet çok geçmeden referandumu ANAP iktidarına karşı bir güven oylamasına dönüştürdü.
Başbakan Turgut Özal ise TRT‘deki seçim konuşmasında "Hayır çıkarsa Başbakanlığı bırakırım" diye ‘duygulu‘ bir konuşma yaptı. Türkiye, Turgut Özal‘ın "Başbakanlığı bırakmasını istemiyor" olmalı ki 25 Eylül 1987 günü yapılan referandumda yüzde 65 oranında hayır oyu verdi. Bu ANAP‘ın gücünü koruduğunu gösteriyordu.
"367 Krizinden referanduma"
Türkiye‘nin en son referandumu ise 2007‘de, Cumhurbaşkanlığı krizinin doğurduğu bir sonuç olarak yapıldı. AK Parti‘nin 2002‘de tek başına gelmesinden önce vaat ettiği temel insani haklar konusundaki düzenlemeleri "Cumhurbaşkanlığı" makamını işaret ederek yap-a-mıyor ve tabanına Cumhurbaşkanlığını alana kadar beklemesini söylüyordu.
Ahmet Necdet Sezer‘in görevinin bitmesine yakın bir süre kala kamuoyunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın Çankaya‘ya çıkıp çıkmayacağı yönünde büyük bir merak uyandı. Bu vesileyle toplum tam ortadan ikiye bölündü. Sonraki aylarda Başbakan Meclis grubundaki o meşhur konuşmayı yaparak, Cumhurbaşkanı adaylarının Abdullah Gül olduğunu söylemesi kafalardaki soru işaretlerini giderdi.
E-Muhtıra seçimi tetikledi
Ulusalcı-milliyetçi cephe ise Cumhurbaşkanlığı makamını bir mevzi olarak görüyordu ve bu makamı AK Parti‘ye kaptırmamakta "kararlıydı." Cumhuriyet Gazetesi "Tehlikenin Farkında mısınız" temalı reklamlar hazırlıyor ve çarşaflı insanları adeta bir öcü olarak gösteriyordu. Cumhuriyet Mitingleri ise milletin değerlerine karşı girişilen bir savaş niteliğindeydi. Yurdun çeşitli yerlerinde "Ordu Göreve" yazılı pankartlar açılıyor ve TSK darbeye zorlanıyordu. Söz konusu mitinglerden sonra, demokrasiye karşı yapılan son müdahale girişimi olan, e-muhtıra verildi. Muhtıra sonrasında ise "bunun kabul edilemez olduğunu" açıklayan hükümet hemen erken seçim startını verdi.
"367 Sabih..."
Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu‘nun yeni icadı ise kendisine 367 Sabih lakabını takacaktı. Sabih Kanadoğlu‘nun söz konusu icadı Anayasa değişikliklerinde meclisin toplantı açılışı için 367 yeter sayısıydı. CHP-Anayasa Mahkemesi- Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar ortaklığı Meclis‘in toplanmasını engelledi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi iyice krize girdi.
10 Mayıs‘ta AKP, 367 barajını bir anayasa değişikliği paketiyle delmek istedi. "5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da beş madde vardı: "Cumhurbaşkanını halk seçsin. Cumhurbaşkanı görev süresi yedi yıldan beş yıla indirilsin. Aynı kişi ikinci kez beş yıllık süreyle bu göreve getirilebilsin. Milletvekili seçim dönemi beş yıldan dört yıla indirilsin ve Meclis görüşmelerinin açılmasında 367 salt çoğunluk aranmasın"
Anayasa Mahkemesi bu kez yapamadı
Paket Meclis‘ten 367 krizindeki tutumuyla kamuoyunda büyük tepki gören ANAP‘ın da desteğiyle geçti. Ama Cumhurbaşkanı Sezer, tasarıyı veto edip geri gönderdi. Meclis 31 Mayıs‘ta ikinci kez onayladı. İkinci kez veto hakkı olmayan Sezer bu kez taslağı referanduma götürdü ve Sezer de CHP de paketin iptali için bir kez daha Anayasa Mahkemesi‘nin yollarını aşındırdı. Ancak yüksek mahkeme bu kez paketin iptal başvurusunu reddetti ve referandum süreci başladı.
E-muhtıradan sonra startı verilen seçimle AK Parti yüzde 47 ile bir kez daha tek başına iktidar oldu. Millet böylece E-muhtıraya cevap vermişti. Ancak AK Parti‘nin sayısı hâlâ 367‘ye yetmiyordu. MHP, DTP ve DSP‘nin desteğiyle Meclis toplandı ve Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Referandumu doğuran sonuç ortadan kalksa da referandum takvimi işliyordu. Oy pusulaları ise beyaz evet, Kahverengi de hayır olarak belirlenmişti. AK Parti ile DTP evet cephesinde yer alırken CHP, MHP hayır cephesinde buluştu.
"Evet" hayırların iki katı
Referanduma CHP‘nin boykotuna rağmen yüzde 67.54 oranında katılım oldu yani 28 milyon 813 bin 185 seçmenin oy kullandı. 21 Ekim Cumhurbaşkanlığı Referandumu‘nda ‘Evet‘ oyları, ‘Hayır‘ oylarının iki katından fazlaydı: Halkın yüzde 69.123‘ü ‘Evet‘ demiş, yüzde 30.876‘sı ise karşı çıkmıştı. Ankara‘da evetler yüzde 65.57 ve İstanbul‘da 66,71, Diyarbakır‘da evetler yüzde 94‘ü bulmuştu. İzmir‘de ise hayırcılar yüzde 51.31 gibi bir oranla evetçileri geride bıraktı.





