Tahran‘da bulunan platolar, İran sinemasını kalbinin attığı yerler olarak dikkat çekiyor. Birçok ünlü film ve dizi buralarda çekiliyor. Küçük bir şehri andıran "Şehrek-i Sinema-i Gazali" (Gazali Sinema Şehri) platosu ve yakınındaki diğer platoları, İran seyahatimiz sırasında Bünyamin Yılmaz ile birlikte gezdik. Hilal TV Tahran temsilcisi Mehmet Ali Akbulut‘un mihmandarlığında platoları görüntüledik.
Bir ülke sinemasının var olabilmesi ve mevcudiyetini sürdürebilmesi açısından önemli olan hususlardan biridir, fiziki şartlar. Bundan kastım, filmlerin çekileceği alanlardır. Yani, platolar.
Hollywood ismi, ABD‘de bir ‘sinema şehri‘ olmasını sinemaya borçludur. Zihnimizde yer ettiği şekliyle Hollywood, Amerikan sineması demektir. Sinemanın ABD‘de bir endistri haline dönüşmesinin en önemli sebeplerinden olan ve elbette bir endüstri olduğu için de film şehri vakıasını oluşturan unsurdur, platolar.
Bugün Amerikan sinemasının kalbi Hollywood‘da atar. Kaliforniya eyaletinde bulunan Los Angeles kentinin bir bölgesini oluşturan Hollywood, devasa bir film setidir. Amerikan filmlerinde gördüğünüz bütün o caddeler, binalar, köprüler, tarihi mekanlar burada inşa edilmiştir. Hollywood filmlerinin bütçesinin yüksek olmasının sebeplerinden olmakla beraber, film sektörüne can veren de bir unsurdur platolar.
İşte bu platoların benzerleri İran‘da da mevcut. Tahran‘da bulunan platolar, İran sinemasını kalbinin attığı yerler olarak dikkat çekiyor. Birçok ünlü film ve dizi buralarda çekiliyor. Küçük bir şehri andıran "Şehrek-i Sinema-i Gazali" (Gazali Sinema Şehri) platosu ve yakınındaki diğer platoları, İran seyahatimiz sırasında Bünyamin Yılmaz ile birlikte gezdik. Hilal TV Tahran temsilcisi Mehmet Ali Akbulut‘un mihmandarlığında platoları görüntüledik. Bize çok yardımcı olan Mehmet Ali Abi‘ye özellikle teşekkür etmek isterim.
İran‘daki platolarda çekilen filmlerin en meşhurları (ülkemizde en çok bilinenleri) Hz. Yusuf ve Hz. Meryem‘dir. Aynı yapım firması tarafından hazırlanan bu filmlerden Hz. Yusuf‘u Faracullah Silahşor, Hz. Meryem‘i ise Şehriyar Behrani yönetti. Yanı sıra Hz. Ali, Kufe gibi büyük bütçeli çok sayıda film de bu platolarda çekildi.
Etkisi İran‘la sınırlı kalan yüzlerce film daha aynı platolarda çekildi/çekiliyor. Ziyaretimiz sırasında bazı bölgeler, yeni çekilecek filmlerin konularına göre elden geçiriliyordu.
Platoların bir sinemaya ne kattığını anlatabilmek için ülkemizden de örnek verebilirim; olmayan platolarımızdan yani. Bütçesi nispeten yüksek olan bazı filmler ve diziler için platolar kuruldu/kuruluyor. Sinemamızın geldiği nokta açısından bu önemli bir gösterge. Ancak yeterli olmadığı ve kısa vadede istenilen düzeye gelmeyeceği de bir gerçek.
Bir filme girişileceği zaman sinemacının en önemli ve başlıca sıkıntısı mekandır. Hele konu dönemsel ise ülkemizde sinemacının çekeceği çok sıkıntı vardır. Bazı filmler için özel platolar kuruluyor. Ancak film bittikten sonra platoların bir işlevi kalmıyor. Platolar konusunda bir kurumsallaşma ve düzen olmadığı için, platoya yapılan masraflar da yapımcıları ciddi manada zorlayabiliyor.
Ülkemizin doğal bir film platosu olduğu söylenir. Doğrudur. Ancak bu sinemacılar açısından çok da kolaylayıcı bir şey değil. En basitinden, bir yerde çekim yapabilmek için izinler almanız ve ciddi bir organizasyon yapmanız gerekir. Plato olarak kullandığınız yerlere zarar gelmemesi için özenmeniz ve benzeri hassasiyetler de cabası. Oysa sadece film çekilmesi için hazırlanmış ‘doğal olmayan‘ platolarda işler çok daha kolaydır. Herşey tek mekanda ya da az mekanda, mekanın her unsuru sizin için hazırdır.
İşte İran‘daki platoların, ülke sinemasına katkısı da bu açıdan önemli. Örneğin, Hz. Yusuf dizisinin çekimi 3 yıla yakın sürmüştür. Binlerce figüran, onlarca tarihi mekan ve dev bir bütçe. Platoların varlığı filmin çekimini o denli kolaylaştırıyor ki, sinema alanında bunun semeresi de hemen alınıyor. Mevcut imkanların bilincinde olan yapımcılar hemen yeni işler için kollarını sıvıyor. Devasa dekorların gerçeğine uygun şekilde beyaz perdeye yansıması, izleyicide de olumlu bir etki uyandırıyor ve gişeye yansıyor bu durum. Ve bu döngünün sonucu olarak sinema sektörü ciddi bir kurumsallaşma ve endüstrileşmenin içine giriyor.





