Nedim Odabaş

Nedim Odabaş

05.01.2017 nedimodabas@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Hafıza kaybı

Bendeniz 1980 kuşağındanım… Sağcılık ve solculuk kavramlarıyla gençlerin birbirini kırdığı, memleketin her köşesinde kurtarılmış bölgeler ve mahalleler oluşturulduğu, sağcıların solcuların mahallelerine, solcuların da sağcıların mahallelerine giremediği, her gün onlarca insanın öldürüldüğü dönemi yaşadım. Hatta parasız yatılı imtihanlarına girip kazandığım Tekirdağ İmam Hatip Lisesi’ne ailem beni gönderip göndermeme konusunda tereddütler yaşamış, en sonunda gönderme kararı almıştı. 
 
O dönemde sağcılık ve solculuk kavramlarının siyasal figürleri Demirel ve Ecevit’ti. Memleketin her köşesinde can güvenliği endişesi yaşayan insanlar, ertesi gün bir çatışmanın gölgesinde kalıp canlarından endişe eder bir hale düşmüştü. Sokaklarda yürümek bile can güvenliği açısından tehlikeli bir boyut sergiliyordu. 12 Eylül darbesiyle memleketteki güvenlik kavramı bir anda ters yüz oldu. Darbe yapıldığı günün ertesinde her yerde asayiş berkemal hale dönüşüvermişti. Aslında yaşadıklarımız Türkiye üzerinde oynanan oyunların bir parçasından ibaretti.
 
Siyaset zemininde Demirel ve Ecevit figürasyonu üzerinden oynanan orta oyunu, sokaklara, üniversitelere ve memleketin her köşesine bir şekilde sirayet ediyor, insanlar neye hizmet ettiklerini bilmedikleri bir süreçte, anlamsızca küresel terörizm ağalarının içine düşüyorlardı… Askerin iş başına gelmesinden sonra, terörizmin kesilmesi, ülkenin asayişinden sorumlu olanların bütününün bu orta oyununda dahli olduğunun da çarpıcı bir göstergesiydi. Öncelikle oyunun parçaları kenara konuluyor, daha sonra bu parçalar birleştirilerek genel bir tablo oluşturuluyordu. Militarist iradenin yönetimi ele geçirmesi için de bütün parçalar tek tek hesaplanmış, resmin bütününe yönelik olarak bazı şeyler gizlenerek ortalığın karıştırılması esas alınmıştı.
 
Defalarca gündeme getirdim, yine getiriyorum… 1980 darbesini yapan ve arkasından kendisine bir şey olmasın, hesap sorulamasın diye 1982 Anayasası’nı sipariş usulü yaptıran militarist iradenin tüm etkilerinin ortadan kaldırılması, yepyeni bir anayasa yapılması konusunda şimdiye kadar hiçbir adım atılmaması gerçekten enteresan bir durumdur. Şu anda değiştirilen ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı verilen anayasanın Türkiye’nin hangi derdine merhem olacağı da kuşkuludur.
 
Anayasa Komisyonu’nda büyük kavgalarla geçen ve kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin Türkiye’ye ne kazandıracağını ya da kimlere ne kazandıracağını sormak gerekir. 
Türkiye, çok büyük badirelerden geçiyor. Bir yanımızda sürüp giden savaş ortamı, diğer yanımızda PKK terörü, içerde FETÖ ile terör örgütleriyle kuşatılmış durumdayız. DAEŞ’le mücadele edebilmek adına aylardır süren Fırat Kalkanı Operasyonu’nda sürekli şehit veriyoruz. İçerde ise güvenlik kavramı iyiden iyiye tavsadı. Yılbaşı gecesi bir eğlence mekânına yapılan saldırıyla 39 insanımız hayatını kaybetti.
1980 darbe Anayasasının ortadan kaldırılması, din ve vicdan hürriyetinin, diğer özgürlüklerin hakkıyla ve layıkıyla insanlara tanınması, demokrasinin büyütülmesi, geliştirilmesi ve özgürlükler ortamının, can güvenliği kavramının yeniden tesis edilmesi yönünde çok daha aktif bir devlet politikasının uygulanmasını beklemekten başka çaremiz yok.
Türkiye, çok acı tecrübeler geçirdi… Yaşadığımız sancı ve acıların elbette sorumluları var.
Yaşadıklarımızı tarihe not ettik… Not etmeye devam ediyoruz.
 
1980’li yıllarda çok daha acı tecrübeleri yaşamayanların mazi hafızasını yerine oturtmak için bir hatıra defteri oluşturmamız gerekiyor.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI