Bahaddin Elçi

Bahaddin Elçi

29.12.2016 bahattinelci@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Hüseyin Arslan hocamız

23 Aralık Cuma ezanıyla birlikte evinde vefat haberi duyuluyor. Ertesi günü öğleyin namaza müteakip fenadan bekaya uğurlanıyor. 84 yıllık bir misafirlik sona eriyor.
 
O’nu bize merhum Prof. Dr. Osman Öztürk Hocamız tanıtmış, tavsiye etmişti. Sohbetlerinde “eli öpülecek bir veli görmek istiyorsanız Hüseyin Hoca’ya gidin” demişti. Biz de zaman zaman elini öpüp, duasını almaya giderdik. Her ikisinden de yararlandık; Mevla’m lütfuyla muamele buyura, bizleri de sevdikleriyle haşreyleye... Her ikisi de “hocaların hocaları”ndandılar. Her ikisi de Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks) hazretlerine oldukça yakın olmuşlar.
 
“Peygamberler, âlimler, veliler Allah-u Teâlâ’nın insanlara hediyeleri, nimetleridirler.” İslamsız karanlık dünyamızı onlar aydınlatıyor. Rabbimiz gidilecek yolu onlarla gösteriyor, yolda onları rehber, örnek ve pusula kılıyor...
 
Hüseyin Hocamız (k.s) günümüzün yıldızlarından, pusulalarından, örnek ve rehberlerindendi. Rabbani olanlardandı... İki sözleşmesi olmuş: Birisi M. Sami Efendi (k.s) hazretleriyle intisabı, öteki de yine O’nun delaletiyle,emriyle merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocama beyatı. Hayatı boyunca her iki ahdine de vefa gösterdiğine, sadık kaldığına şahitler edindi. Birincisi ahlaki/manevi mahiyette, (cihadı ekber) ötekiyse siyasi mahiyetteydi (cihad-ı asgar). İlkinde beden ülkesinde adalet için cihad, ikincisindeyse yeryüzünde adalet/barış için cihad... Cihad sözleşmesi.... Kulluk sözleşmesi....
 
Her ikisinde de amaç birdi: Büyük cihad ve küçük cihad. İstikamet, adalet, tarik-i müstakim ila-i kelimetullah, cihad, Allah’ın (cc)rızası... Yalnızca, ancak Rabb-ül âlemine kul olmak, ezeldeki söz üzere olmak...
 
Mevlana Hz. (ks) der ki: “Allahu Teala’ya ezeli ervahta verdiği sözde durmanın/vefanın alameti, kullarına verilen sözlere vefada belli olur.”
 
Günümüzde Allah’ın yolu yerine Avrupa yolunu tercih ile, “dünyevileşme” hastalığı ile müptela olduğumuz için, ahireti öncelememiz gerekirken, dünyayı önceleyip yanlış tercihte bulunduğumuzdan vefasızlık, sadakatsizlik sorununu yaşıyoruz. Zemin çok kaygan! Dünya önümüzde arz-ı endamda. Servetiyle, şöhretiyle, makamıyla, eşleriyle, evlatlarıyla vb. Doğru tercih yapanlara ne mutlu...
 
İmam-ı Azam hz.(r.a) hem Emevilere, hem de Abbasilere (yöneticilerine) muhalif kalmış, görev, makam tekliflerini reddetmiş bu yüzden cezaevlerine atılmış, türlü sıkıntılara maruz kalmış... Hem de zamanının İslam devletlerinde... Günümüzde laik devletimize muhalif kalabilen ender hocalarımızdandı Hüseyin Hocamız... İslami olmayan düzen karşısında hakkı haykırmış, bildiklerini eğip- bükmeden, yalpalanmadan, çekinmeden hakkı söylemesini, tavsiyesini sürdürebilmiştir. Çünkü rağbeti dünya değildi. Hayatında sadelik vardı. Tantanası, debdebesi, villası, makamı, dünyevi beklentileri yoktu. Dosdoğru yolda dik ve dosdoğru yürüyenlerden, koşanlardan, yarışanlardandı... Öncülerden...
 
Hakkı gizleyen, hakkı batıla karıştıran, batıla hak elbisesi biçenlerden, az dünyalık karşılığında dünyayı ahiretine tercih edenlerden, dini sömürenlerden din bezirgânlarından uzaktı ve onlarla mücadeledeydi.
 
Bu nedenle rağbeti, önceliği dünya olanlar tarafından gizleniyor, görmezden, tanımazdan geliniyor olsa da, o yılmadan hizmetine, ders ve sohbetlerine devam ediyordu. Öyle ya... Peygamber mirasçıları “ücretlerini” yalnızca Rabb-ül âleminden umarlardı... İnsanlara tenezzül etmezlerdi… Biz dâhil, çok kimse en büyük keramet olan istikameti yanında harikulade sözlerine ve hallerine (keramet) şahidiz. Mucizeleri de kerametleri de herşeyi yaratan Allah’tır.
 
Suriye’de olaylar başladığı sırada, ferasetiyle bu fitnenin gittikçe büyüyeceğini ifade etmişti. 
 
Kendisinin değişik zaman ve mekanlarda “uslu” olması için yapılan cazip teklif ve hediyeleri reddettiği; 24 saatte sadece bir öğün sabah kahvaltısıyla yetindiği, saat 2’de uyandığı, Şam, Mekke- i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de 18 yıl ilimle meşgul olduğu, devletten emekli maaşı olmadığı, her ders ve sohbetine “İslami şuur” duasıyla başladığı, ehli Kur’an, ehli ilim, ehli irfan olarak yaşadığı, Çankırı doğumlu, Halid bin Velid (r.a) neslinden olduğu biliniyor.
 
Öyle yaşadı ve öyle de irtihal eyledi, inşaAllah... Yakınları yüzünde tebessümü, hatta dişleri görülecek şekilde gülümsediğini müşahede etmişler. O, gülümseyerek terk etti, bize de kendisinden ayrılık hüznünü bırakarak göçtü.
 
Vefatından bir süre önce rüyasında Erbakan Hocamızın kendisine “yerin hazır, seni bekliyoruz” dediğini söylemiş.
 
Onsuzluğa üzülüyor, onun sevincine de seviniyoruz. O bir yıldız, bir pusula gibiydi. Bir âlimle birlikte bir alem göçtü. Rabbimiz rahmet eyleye… Öyle ya “seven, sevdiğiyle beraberdir”. Bizleri de istikamet üzere yaşatıp, ayaklarımızı hakta sabit eyleye, sevdiklerine kata, onlarla haşreyleye dualarımızla...
 
Erbakan Hocamın, devrin büyükleri tarafından görevlendirildiğine şahidlik edenlerden.
“Benim veli kullarıma düşmanlık edenler benim de düşmanımdır.” Hadisi Kudsinin mazharı olduğuna inandıklarımızdan...
 
Görüldüğünde “Allah’ı (cc) ve ahireti hatırlatanlardan”. Huzuru ve sohbetiyle feyz verenlerden. Hakka davet ederek, hakkı gizlemeden söyleyerek, hakkın ikamesi için cehdederek, hakkın hatırını her şeyin üstünde tutup, Hakk’ın rızasını gözetip, Hakk’a yaklaştıranlardan... Öncülerden, yaşayanlardan...
 
İzzeti birilerinin kapısında, başka yollarda arayanlarda değil, Allah’ın(cc) katında, yolunda, kapısında bulanlardan...
 
Kenara çekilenlerden veya dini pazarlayıp, istismar edenlerden, araç olarak kullanan sahte, çakma din ve tarikat, cemaat dellallarından, müteşeyyihlerden, şaşı olup şaşırtanlardan değil, amacı sadece rıza-i Bari ve “ila-i kelimetullah” olanlardan olduğuna inandığımız Hüseyin Hocamız Rabbine döndü...
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI