İshak KOÇ

İshak KOÇ

03.01.2017 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


İlahi Nahiye

Herkes müşterek bir acının kendi payına düşen kısmını yaşıyor. Sen mutluluğu, huzuru, emek ve karşılığını paylaştığın gibi acıyı da paylaşmak istiyorsun. Acı sana dokundukça için kabarıyor, mutsuzlaşıyor, umutsuzlaşıyorsun. Başka acılar kayıtsızlığını artırdıkça başkalaşıyorsun. Bu başkalığın da sana yakışmadığını fark ediyor, sana deyen, deymeyen her acıdan yeriniyorsun. Belki bilmiyorsun ama bu seni sen kılan, seni var kılan, seni özerk kılan şey oluyor. Bir özerklik istemiyorsun. Sana bahşedilen her şeyi insanlığa bağışlamak istiyorsun. 
 
Define avcıları gibi… Her defasında Charlie Chaplin’in Altına Hücum’unu yeniden yaşıyorsun. Önüne koyduğun belli belirsiz umutların ardında yeniden deneyip daha iyi yeniliyorsun. Umutlar salt senin kazanmana dair değil. Lakin sen ardına düştüğün şeyde muhatap kabul ettiğin insanların, hatta tüm insanlığın ansızın bir epifani yaşamasını, birdenbire aydınlanıvermesini, anlayışını anlamasını, benimsemesini umuyorsun. Rüzgarın senden tarafa esmesi, yağmurun senin topraklarına yağması, patlayan bir bombanın sadece seni ıskalaması gibi.
 
Bir insan kazanmanın sendeki karşılığı, onu her şeyiyle değiştirmek, kendine getirmek; aslına döndürmek şeklinde tezahür ediyor. Kazanıp kendine kattığına farkındalık bağışlıyorsun. Ufkunda bir amaç beliriveriyor. Amaç insanlık için müşterek bir menfaati, kollektif bir yaşantıyı öngörüyor. Gereklilik kipinde yaşantıya dökülmeyen insanlığı, yaratılıştaki gayeye uygun insanlığı idealize ediyorsun. Sana bulaşan her bir yararı insanlar için de istemeyi öğreniyorsun. Çünkü bu geçicilik, bu dünyanın başka bir aleme doğru dönüşü, sahip olmaklığı senin için, herkes için beyhudeleşiyor. Biçilen ömürler, insanlığı kuşatmayan gayeler beyhudeleşiyor. Sen öyle bir dünyayı, o dünyanın döngüsünü benimseyemiyorsun. Kendin benimsemediğin gibi kimseler de benimsemesin, aldanmasın ve aldatmasın istiyorsun. Oysa aldanmak insanı yaşatan, bu dünyaya alıştıran, burada tutan anlam oluyor. İnsan mutluluğu aldanmakta ve aldanmakla yakalıyor.
 
Sen insanın anlamasını, aydınlanmasını, aklını ve kalbini kullanmasını umuyorsun. Anladıkların anlaşılsın, gördüklerin görülsün, bildiklerin bilinsin, fark ettiklerin fark edilsin istiyorsun. İnsanlar, acılar gibi hayatın kendisini de kendi pencerelerinden, kendi paylarına düşenler kadar yaşıyor. Sen, sana yaklaşanı kendi serinliğine çekmeye çalışıyorsun. Olduğunun dışında bir şeye doğru… İnsanı dönüştüreceğini sanıyorsun. İnsan elbette dönüşebilen bir varlık ama senin işin zor görünüyor. Aldırmıyorsun. Israrla ve inatla ruhun soyut damarlarına asılıyorsun. Kimseler ruhuyla duymuyor seni, ruhlara dokunamıyorsun. Boşluğa saldığın umutlar insanı teğet geçiyor. Mutluluğu yalayıp geçiyor hayatlar. Yenleriyle, ellerinin tersiyle siliyor insanlar ucundan kıyısından kendilerine dokunan mutları da. Yılmıyorsun. İnsanlar senden, söylediklerinden, gösterdiklerinden yılıyor artık.
 
Senin benimsemediğin, istemediğin, düşman edindiğin döngünün mimarları, insanları dönüştürmeye çalışmıyor. Onlar insanı olduğu gibi, aldanmışlığıyla, dünyaya ve o dünyanın döngüsüne kanmışlığıyla benimsiyor. Kim, neyi, nasıl söylemişse, nasıl eylemişse öylece kabulleniyorlar. Yahut kabullenmiş görünüyorlar. Kendi görmezliklerinin, kendi bilmezliklerinin ama gönüllerinden geçmekte olanın tuzağına çekiyorlar insanı. En doğrusu senin gerçeğin, en iyisi senin bildiğin diye sırtını sıvazlayarak. Kimseyi kazanmak, anlayış bağışlamak gibi bir dertleri yok. Öyle olunca insan kendisini dönüştürme amacı gütmeyeni, fikir zannettiği şeyi değiştirmeyi düşünmeyeni yahut teklif etmeyeni benimsiyor. Isınıyor onlara kalbi, seviyor onları, aşık oluyor, ıstırmak istiyor. Hayata, insana, eşyaya dair söyleyemediklerini onlarda görüyor. Dile getiremediği her bir şeyi onlar da dile getiremiyor. Hiçbir şey vaat etmiyorlar mutluluğuna, huzuruna, umutlarına yönelik. Onda olanı, onun içinden geçeni, onun hislerini kullanıyorlar. Onlar bir olumsuza yönelik “İlahi nahiye böyle devam edemez” diye söylüyor. O ila nihaye seviyor, ilahi nahiye umrunda mı ki!
Sen insanın külüne üflemek derdindesin. İnsan küllenmeyi, küle dönmeyi, kül eylenmeyi seviyor düşmanların eliyle. Uyarmak istiyorsun, uyanmak istemiyor insan, uyutulduğu zeminden bi hayli memnun. Uyku, uyutulmak, uykuya tutulmak dinlendiriyor ruhunu. Öyle ki artık bir başka söz, ruhunu harekete geçirecek bir ses duymak istemiyor.
 
Herkes müşterek bir acının kendi payına düşen kısmını yaşıyor. Sen acıda da, mutlulukta da, huzurda da kollektif bir yaşam umuyorsun. Onlar öylece yaşayıp, yaşatılıp geçiyor bu dünyadan. Senin umutların göveriyor nesilden nesile. İkindi okunuyor.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI