Nedim Odabaş

Nedim Odabaş

08.12.2016 nedimodabas@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Kapıkulu zihniyeti

Türkiye’nin AB’ye olan aşkının başlangıç noktası, Tanzimat döneminden başlar. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun entelijansiyaları ve özellikle eğitim almaları için farklı Batı ülkelerine gönderilen, kendilerine Jöntürkler denilen tipolojiler, Osmanlı’nın içinde bulunduğu buhrandan kurtulması için yönünü Avrupa’ya çevirmesi gerektiği üzerinde birleşmişlerdi. O dönemden beri Türkiye’nin rotası Batı’ya ayarlanmış durumda. Bakmayın siz, Avrupa Birliği’ne girebilmek için yaklaşık 50 senedir mücadele eden Türkiye’nin yaptığı hokkabazlıklara. Bu aşkın temeline bakmak ve Türkiye’nin yön tayini yapan siyasi iradenin neden böyle bir tercihte bulunduğunu sorgulamak gerekir. 
Türkiye’nin bir nevi kapıkulu zihniyetine sokulmasını sağlayan bu siyasi iradenin, şimdi efelenmelerine, batılı ülkelere ayar vermeye çalışmalarına sakın inanmayın. Batı’dan bir işaret fişeği geldiğinde hemen koştura koştura yine onların dümen suyuna girebilmek için var güçleriyle mücadele edeceklerdir. Buna inanın. 
 
Türkiye, Osmanlı’nın mirasyedisi bir ülke olarak yıllarca bu cenderenin içinde cebelleşip duruyor. Hiçbir siyasi irade de, “Biz sizin dümen suyunuzda olmak istemiyoruz. Bize dayattığınız kanunları, müktesebat olarak iç işlerimize karışmanızı kesinlikle kabul etmiyoruz” diyemiyor. 
 
Batı ülkelerine bu anlamda karşı duran ve yepyeni bir ufukla Türkiye’ye vizyon biçen tek lider vardı. Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Refah-Yol Hükümeti’yle işbaşına gelen Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ilk dış seyahatini İran’a gerçekleştirdi. Ardından Müslüman ülkelerin tamamını dolaşarak, Türkiye’nin İslam ülkelerinin liderliğini ortaya koyacak bir vizyonu sağladı. D-8 olarak adlandırılan bu vizyon, Türkiye’nin öncülüğünde İslam birliğinin sağlanması ve küresel güçlere karşı yeni bir dünyanın kurulması müjdesini veriyordu. 
 
Bugün her konuşmasında, “Dünya 5’den büyüktür” diyerek Birleşmiş Milletler’in yapısına eleştiri yapmaya çalışan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, acılı, sancılı, gözyaşıyla dolu, küresel emperyalistlerin tüm kaynaklarını sömürmek için türlü karışıklıklar çıkardığı İslam coğrafyasının da aradığı ideal ve vizyon budur işte. 
 
Türkiye’nin yönü ne Batı’ya, ne de Amerika’ya olması gerekir. Zira Batılı ülkelerin insanlarına sağladığı refah temelinde İslam ülkelerindeki zengin kaynakların sömürülmesi gerçeği yatmaktadır. Amerika ise, bugün dünyanın jandarmalığına soyunuyorsa, onun arkasında da Siyonist İsrail’in, Ortadoğu coğrafyasında sağlamaya çalıştığı Arz-ı Mev’ud hesapları vardır. 
 
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili dondurma kararını, “Hayır” olarak yorumlamalı ve bunda da bir hayır var denilmelidir. Ve Türkiye’nin yönünü Batı’ya ayarlayan siyasilerin en kısa zamanda İslam ülkelerinin birliği ve dirliğiyle ilgili çalışmalar yapması gerekmektedir. 
 
Bakın, Dolar aldı başını gidiyor, Euro aldı başını gidiyor… Bir yanda Amerika zenginleşiyor, bir yanda Batılı ülkeler… 
 
Kurdukları ekonomik sistemle bile insanlarımızın ceplerindeki üç kuruşu tırtıklayan, ekonomimizdeki çarkları kırmaya çalışanlara karşı bizim acilen yeni bir karşı duruş sergilememiz gerekiyor. 
 
Bunu sadece mülteci Geri Kabul Anlaşması’na uymamaları dolayısıyla değil, topyekûn onların kan ve gözyaşı üzerine kurulan sistemlerine karşı olmamız gerektiği için yapmalıyız.
 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI