Nedim Odabaş

Nedim Odabaş

24.11.2016 nedimodabas@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Kurtlar sofrası

TRT’nin hâlâ Pazar günleri yayınlamaya devam ettiği western filmleri bir zamanlar çok revaçtaydı. Bu filmlerde Beyaz Adam ile Kızıldereliler arasında kıyasıya bir savaş yaşanırdı. Ve filmin sonlarında hep Beyaz Adam galip gelirdi. Küçüklüğümüze ait siyah beyaz bu film kuşaklarında aslında zihinlerimizin dönüştürüldüğü bir süreci yaşadığımızı yıllar sonra anladık. Aslında Beyaz Adam, Kızılderelilerin topraklarını işgal ediyor, kovboyların uyguladığı zulüm, vahşet ve işgal harekâtına Hollywood bu filmlerle meşruiyet kılıfı giydirmeye çalışıyordu. 
 
Amerika’yı işgal eden Beyaz Adam, Kızılderelilerin yaşam alanlarına müdahale etti, onları topraklarından kovdu. Avrupa’nın Beyaz Adamı ise sömürge imparatorlukları kurduğu özellikle İslam coğrafyasında insanlara olmadık zulümler, işkenceler yaptı. Fransızlar Cezayir’de, İtalyan’lar Libya’da Müslümanların sahip olduğu toprakların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirebilmek için yıllar yılı türlü işgal harekâtları gerçekleştirdi. 
 
Bugün dünya haritasında cetvelle çizilmiş gibi sınırları birbirlerinden ayrılan Müslüman ülkelerin yıllarca kan ve gözyaşı ile baskı ile sömürüldüğü çok açık bir gerçektir. 
 
Churcill’in, “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” dediği ve Batılı Beyaz Adam’ın özellikle petrol zenginliğini ele geçirmek için İslam coğrafyasında farklı stratejilerle bir sömürü düzenini hayata geçirdiği aşikârdır. 
 
Aslında bugün Güneydoğu sınırlarımızda sürüp giden DAEŞ’i kovma harekâtına da bu gözle bakmak gerekmektedir. Suriye’yi kurtlar sofrası haline getiren stratejinin temelinde İslam coğrafyasına farklı bir biçim vermek, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek arzusu yatmaktadır. 
Bu stratejinin bir köşesine Rusya’nın sıcak denizlere inebilmek ve Suriye üzerinden bunu gerçekleştirmek gerçeğini görmemiz gerekmektedir. 
Amerika’nın ise sancılı ve acılı bu coğrafyada DAEŞ’le mücadele ediyor gibi görünüp, Büyük Ortadoğu Projesi’ni, daha doğrusu Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirmek ve Siyonist İsrail’in Arz-ı Mev’ud hesaplarına hizmet etmesi gerçeğini kesinlikle es geçmememiz gerekiyor. 
Saddam’ın tasfiyesi ve Irak’ın bir kalemle bölünmesinden sonra aslında Siyonist İsrail’in Fırat ve Dicle’ye uzanabileceği bir işgal operasyonunun fitili ateşlenmişti. 
 
Bugün İslam coğrafyasında terör üreten en büyük bataklığın üzerinde DAEŞ oturuyor gibi görünebilir. 
 
Ama bu terörün altında yatan gerçeklere, DAEŞ’i büyüten, palazlandıran, ona silah takviyesi yapan, hem Suriye’de hem de Irak topraklarında bu terör örgütüne maddi destek sağlayanları da unutmamak ve iyi analiz etmek lazımdır. 
 
Türkiye, bu kurtlar sofrasında sınırlarını koruyabilmek için Esed’e karşı mücadele eden Özgür Suriye Ordusu’na destek vererek, kendince DAEŞ’i sınırlarından uzak tutacak bir strateji yürütüyor.
 
Ama DAEŞ’i Ortadoğu’da başımıza bela edenlerin, yarın DAEŞ tamamen tasfiye olduktan sonra başka ne tür bir terör örgütüne destek verip, bu topraklarda kan ve gözyaşı saltanatı kurmalarına müsaade edecekleri gerçeğinden de habersiz hareket ediyor. 
 
“İnlerine gireceğiz”, “Belini bükeceğiz” diye sloganlar attığımız PKK terörünü kimlerin beslediğini, kimlerin kucak açtığını ve kimlerin maddi destek sağlayıp başımıza bela ettiği gerçeğini açıkça görüyoruz, ama batılı yandaşlara sözümüzü bir türlü geçiremiyoruz. 
 
Kurtlar sofrasında bize hep acı düşüyor… Gözyaşı düşüyor… Yürek yangınları düşüyor… 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI