haderdetay hedef masthead

Mavi Marmara yanlış değildi

Mavi Marmara yanlış değildi
Eklenme Tarihi: 02.07.2016 11:04

Mavi Marmara’da vatandaşlarımızı hunharca katleden İsrail ile mutabakata varan Ankara’nın, ilişki ağında önceliği Müslüman ülkeler yerine İsrail gibi bir devlete vermesi tepkiye sebep oluyor.

eposta yazdır zoom+ zoom-
Ahmet Açıkay / Röportaj
 
Mavi Marmara’da vatandaşlarımızı hunharca katleden İsrail ile mutabakata varan Ankara’nın, ilişki ağında önceliği Müslüman ülkeler yerine İsrail gibi bir devlete vermesi tepkiye sebep oluyor. Konuyu görüştüğümüz Saadet Partisi Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, Ortadoğu’nun tarihsel süreci ile birlikte son günlerde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Karamollaoğlu, Mavi Marmara gemisi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisine maruz kalan İHH’ya da şu sözlerle sahip çıktı: “Haklı bir gaye için gidiyorlardı. Haksız değillerdi. Silahla gitmiyorlardı, barışçıl bir maksat ile gidiyorlardı. Haksız bir ablukayı delmek için gidiyorlardı. İHH’nın yaptığı iş, Mavi Marmara yanlış değildi ki.”
 
TÜRKİYE, İRAN VE PAKİSTAN ARASINDA BÖLGESEL PAKT KURULMALI
 
Bölgedeki iç karışıklıkların, çatışmaların terörizmin temelinde terörist devlet İsrail’in güvenliği olduğunu kaydeden Karamollaoğlu, Türkiye’nin dış politikada sürdüreceği yeni stratejilerde buna dikkat etmesi gerektiğini ifade etti. Karamollaoğlu, İslam ülkeleri ile ilişkilerin daha da sıklaştırılması, aradaki gerginliklerin yok edilmesi gerektiğine de işaret ederek; Türkiye, İran ve Pakistan arasında bölgesel bir paktın derhal kurulmasının şart olduğunu dile getirdi.
 
Karamollaoğlu’nun gündeme dair tespitleri ve değerlendirmelerinden bazı satır başları:
 
Türkiye’nin bu güne kadar izlediği sadece dış politika değil, iç politika da akamete uğradı. Yani bitti, netice vermedi. Artık bu söylemlerle mesafe kat edilmesi mümkün değil. Türkiye, böyle olunca da yeni arayışların içine girdi.
 
Amerika mı deriz, İsrail mi deriz, Siyonizm mi deriz. Ancak görünün bir gerçek var ki, Türkiye yeni bir yola girdi. Bu saydıklarım da birbirlerini kullanıyorlar tabi. Onların istediği bir politik çizgiye gelindi.
 
Rusya ile yumuşama İsrail ile yumuşamanın bir karşı adımı gibi gözüküyor. Rusya ile çatışma halinin fayda vermediği görüldü. Ne Türkiye’ye ne de Ortadoğu’ya bir barışın gelmediğini herkes gördü. Görülünce de böyle bir adım atıldı. 
 
Ülkeler ile yumuşama sinyallerinin başlamasından sonra televizyon programlarına bakıyorum. Sadece, ‘Efendim DAEŞ var, PKK var, PYD var, ÖSO var, ABD kısmen var’ ancak hiç kimse İsrail’den bahsetmiyor. Hiç kimse Siyonizm’den söz etmiyor.
 
Planlı gidiyorlar, bekliyorlar, şartların olgunlaşması için de İncirlik’i kullandılar.
 
Ambargo dediğiniz şey, bazı maddelerin bir bölgeye girmesine engel olmak. Abluka ise bir bölgeye hiçbir şeyin girmesine izin vermemek anlamına gelir. Abluka burası benim kontrolümde demektir. Hiçbir zaman Gazze Limanı’na malzeme götüremezsiniz.
 
Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmanın içeriği tam bir felaket. O maddelerden bir tanesi de tazminat konusu. Tazminat bir suçunu karşılığıdır, bir cezadır.  Bunu tazminat olarak kabul etmez, bir yardım kuruluşuna para verirseniz bunun adı ise ya hibe ya da yardım olur.
 
İsrailli komutanların yargılanmasının kaldırılması kararı TBMM’ye getirilmemeli, hatta getiremez. Bu konunun üstünü örtecekler. Buna belki bir kılıf bulacaklar ama TBMM’ye getiremezler.
 
GAZZE’YE YARDIM GÖTÜREN LADY LEYLA YOLA ÇIKTI
 
Gazze’ye 10 bin ton insani yardım malzemesi taşıyan ‘’Lady Leyla’’ yola çıktı. Gazze’ye yardım malzemesi götüren Lady Leyla gemisi Mersin Limanı’ndan yola çıktı. İçerisinde, un, pirinç, şeker, gıda kolileri ve Gazzeli çocuklar için hazırlanan giyecek ve oyuncakların bulunduğu malzemelerin gemiye yüklenmesi çalışmalarında sona gelinirken, yardım gemisi yola çıktı. Türkiye, yeni bir dış politika rotası çizmeye çalışıyor. İki farklı ülke ile aynı gün politika değişikliğine gidildi. Türkiye, neden böyle bir değişiklik ihtiyacı hissetti?
 
Türkiye’nin bu güne kadar izlediği sadece dış politika değil, iç politika da akamete uğradı. Yani bitti, netice vermedi. Artık bu söylemlerle mesafe kat edilmesi mümkün değil. Türkiye, böyle olunca da yeni arayışların içine girdi. Bu arayışların içinde de yaptıkları tercihler, kendi istediği neticeyi verecek mi? O da şimdi sorgulanmalı. Türkiye, güçlü ülkelerle ve o güçlü ülkelerin emellerine hizmet edecek bir tarzda ittifaklar yapmaya başladı. O zaman da endişemiz sadece onların emellerine hizmet edilmesi.
 
Güçlü ülkelerin yönlendirmesi ile mi böyle bir rota değişikliğine gidildiğini söylüyorsunuz?
 
Artık buna Amerika mı deriz, İsrail mi deriz, Siyonizm mi deriz. Ancak görünün bir gerçek var ki, Türkiye yeni bir yola girdi. Bu saydıklarım da birbirlerini kullanıyorlar tabi. Onların istediği bir politik çizgiye gelindi. Burada çok ihtiyatlı davranılması icap ediyor, inşallah öyle de yapıyorlardır. Rusya ile de bir yumuşamanın aynı gün olması belki bir denge getirebilir. Rusya ile yumuşama İsrail ile yumuşamanın bir karşı adımı mıydı?
 
Biraz öyle gözüküyor. Çünkü aynı güne denk getirildi. Putin’e aynı gün mektup ulaştırıldı. Rusya ile ilgili birkaç şey daha söylemekte fayda var. Çatışma halinin fayda vermediği görüldü. Ne Türkiye’ye ne de Ortadoğu’ya bir barışın gelmediğini herkes gördü. Görülünce de böyle bir adım atıldı. 
 
HİÇ KİMSE SİYONİZM’DEN SÖZ ETMİYOR
 
Siz son dönemdeki bu dönüşlerin temelinde İsrail’in güvenliği olduğunu ifade ediyorsunuz. Peki, tarihsel olarak buraya nasıl geldik, nasıl bu noktadayız?
 
Ülkeler ile yumuşama sinyallerinin başlamasından sonra televizyon programlarına bakıyorum. Sadece, ‘Efendim DAEŞ var, PKK var, PYD var, ÖSO var, ABD kısmen var’ ancak hiç kimse İsrail’den bahsetmiyor. Hiç kimse Siyonizm’den söz etmiyor. Burada meydana gelen kargaşanın temelinde buranın İsrail’in emellerine hizmet edecek yumuşak bir lokma haline getirilmesi var. Bu bir komplo teorisi değil, 120 yıllık bir proje. Geçmişe bakmaz isek bu günü anlayamayız. Perde arkasında şu var. Bu topraklar Osmanlı’nındı ve bu bölgede esas itibariyle kavga yoktu, problem yoktu. Ancak problem yüzyıl önce toplanan ilk Siyonist Kongresi’nin aldığı kararlar ile başladı. Onlar Filistin’de İsraillilerin bir devlet kurmasını talep ettiler. Bu talepleri geri çevrilince de haritanın değişmesi için yollar aradılar. Abdülhamid Han, önlerinde engeldi, izale edildi. Osmanlı engeldi, kaldırıldı. Onun arkasında da bölge yeniden şekillenmeye hazır hale getirildi. Bu bölgenin haritaları o günden çizildi. İlk paylaşma Sykes Picot yapıldı. Bu ortaya çıkınca Balfour Deklarasyonu ile İngilizler bölgede kurulacak Yahudi bir devlete desteklerini açıkladılar. Sonrasında ise Sevr Anlaşması ile bunu yapmaya çalıştılar. İstiklal harbinde gösterdiğimiz başarı ve direnç onları biraz endişelendirdi. O sırada ise meşhur Haim Nahum devreye girdi. Yeni bir anlaşmanın yapılmasının zaruret olduğunu söyledi. Lozan ile bugünkü sınırlar çizildi. Bölgedeki çizilen sınırlar ABD tarafından halen kabul edilmiş sınırlar değil. Rusya’daki ihtilal ile Yahudilerin bir kısmı orayı terk etti. Hitler yüzünden de Almanya’daki Yahudiler bölgeye gönderildi. İkinci Cihan Harbi’nden sonra da bugünkü İsrail kuruldu. Zoraki bir devlet, suni kurulmuş bir devlet. 
 
İSRAİL, SUNİ KURULAN BİR DEVLET
 
1948 yılından itibaren İsrail buradaki varlığını ve güçlülüğünü pekiştirme yoluna gitti. Silahlanma yönünde dünyanın en modern teknolojisine sahip, nükleer silahlara sahip, ABD’nin yaptığı en son model uçaklara sahip. Suni olarak kurulduğu için kendisini hep tehdit altında görüyor. Hep bir korku psikolojisi ile yaşıyor. Şimdi belki biraz onu yendiler. Dünyanın güçlü ülkelerini artık kendi emelleri için kullanabiliyor. Mesela, Amerika’daki İsrail lobisi herkesten güçlü. 
 
PROJELERİNİ ÖYLE HAZIRLIYORLAR Kİ…
 
Saddam’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasında Körfez Savaşı da dahil bütün bölgesel gelişmeler İsrail için mi planlanıp, gerçekleştiriliyor?
 
1991 yılına geldiğinde Saddam’ın İsrail’e zarar verme ihtimali vardı. Onun için Kuveyt yolunu açıp, ardından tepesine bindiler. Irak’a hemen girmediler. Projelerini öyle hazırlıyorlar ki şartlar oluşsun diye bekliyorlar. Amerika ordusu 1991 yılında girdi, ama orada durmadılar. Eğer devam etselerdi, Irak başlarına problem olacaktı. Orada öyle şartlar oluşturdular ki, Saddam belli paralellerin dışına çıkamayacak, Kuzey’de bir Kürt Otonom Bölgesi böylece kurulacaktı. Tam 10 yıl beklediler. 2001’de dahi giremediler, 2003’te ancak şartlar olgunlaşmıştı. Girdiler ve böldüler. Planlı gidiyorlar, bekliyorlar, şartların olgunlaşması için de İncirlik’i kullandılar. Karadan da Saddam’ın ilerlemesini engellemek için uçaklarla müdahale ediyorlardı. O tarihlerden sonra yeni bir harita Irak’ta oluşmuştu. ABD Dışişleri Bakanı Rice, 1990’larda kendisi sadece bir akademisyenken ‘Ortadoğu bu şekliyle huzurlu olamaz, istikrar olamaz, mutlaka Ortadoğu da sınırlarının yeniden çizilmesi lazım. En az 28 ülke olacak Ortadoğu’da. Türkiye’nin, Suriye’nin Irak’ın, Pakistan’ın, Mısır’ın Suudi Arabistan’ın buraların hepsinin sınırları yeniden değişecek’ demişti.  Ve bunun haritası çizildi. En son ve ciddi harita ise 2000 yılında Pentagon dergisinde çıkan Ortadoğu’nun yeni haritasıydı. Bunda ise Ermenistan ve Kürdistan vardı. 
 
GAZZE, HAPİSHANE OLARAK KALACAK
 
Malum geçen günlerde İsrail ile bir anlaşmaya varıldı ve imzalar atıldı. Mavi Marmara’nın amacı Gazze ablukasını kırmaktı. 6 yıl öne onun için yola çıktı, ancak saldırıya uğradı. İsrail ile yapılan anlaşmaya göre ise ablukanın kalmadığı yerine ambargonun hafifleyeceği söyleniyor. Siz neler söylemek istersiniz?
 
Ambargo dediğiniz şey, bazı maddelerin bir bölgeye girmesine engel olmak. Abluka ise bir bölgeye hiçbir şeyin girmesine izin vermemek anlamına gelir. Abluka burası benim kontrolümde demektir. Hiçbir zaman Gazze Limanı’na malzeme götüremezsiniz. ‘Önce benim limanıma gelecek o yardımlar’ deniyor. Ben kontrol edeceğim, sonra Gazze’ye geçmesine izin verilecek. Şimdi zaten açlıktan kimse ölmüyor. Çünkü, Gazze’ye İsrail sınırından her gün yardımlar giriyor, ama zaruri bazı malzemeler girmiyor. Bu anlaşma ile ne olacak. Binalar yapılacak, hastaneler inşa edilecek, okullar yapılacak. Yani kısaca Gazze rahat bir hapishane haline gelecek. Dışarıya giriş çıkış yok. Gazze’de oturan bir balıkçı kayığı ile en fazla 500 metre denize açılabiliyor. Nasıl oluyor da abluka kalktı deniyor. Bu anlaşma ile aslında hiçbir şey alınmamış. Bunu kabul etmek mümkün değil. 
 
TAZMİNAT SUÇUN KARŞILIĞIDIR, BAĞIŞ YARDIMDIR
 
İsrail ile varıldığı söylenen anlaşmanın bir diğer maddesi ise Mavi Marmara’da şehit olan ailelere verileceği söylenen para. Bu paranın niteliği de tartışma konusu. Anlaşmada ‘tazminat’ yerine ‘bağış’ ifadesi geçtiği belirtiliyor. Aradaki fark nedir?
 
Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmanın içeriği tam bir felaket. O maddelerden bir tanesi de tazminat konusu. Yıllardır ailelere tazminat verilecek, verilmeli deniyor. Anlaşmada da konu gündeme yeniden geldi. Ancak anlaşma maddelerinde konu tazminat yerine bağış veya fon olarak geçiyor. İkisinin arasında dağlar kadar fark var. İsrail, Mavi Marmara’da yapılan yanlışlığı kabullenmiyor. Çünkü bunu yapan askerlerini dahi ödüllendirmişti. Özür dilendi, deniyor ama işte yani. Eğer özür varsa o vakit hata kabul edilmiştir. Hata kabul edilmiş ise o zaman tazminat verilmeli. Tazminat bir suçunu karşılığıdır, bir cezadır.  Bunu tazminat olarak kabul etmez, bir yardım kuruluşuna para verirseniz bunun adı ise ya hibe ya da yardım olur. Buna tazminat demek hukuka da aykırıdır.  
 
O YASAYI TBMM’YE GETİREMEZLER
 
Sözü edilen anlaşmanın maddelerinden birine göre de Mavi Marmara katliamından sorumlu İsrailli komutanların yargılanmasının kaldırılması. TBMM’ye geleceği söylenen bu yasa ile ilgili neler söylemek istersiniz?
 
Türkiye, böyle bir kararı TBMM’ye getirmemeli, hatta getiremez. Bunun için ise farklı bir yol bulacaklar. Bu konunun üstünü örtecekler. Buna belki bir kılıf bulacaklar ama TBMM’ye getiremezler. Zulmeden adamı, katili siz ‘yargılanmasın’ nasıl dersiniz. Bunu eğer yaparlarsa çok büyük bir hata işlemiş olurlar, çok büyük bir vebale girmiş olurlar. 
 
İNSAN HAKLARI ABD’NİN UMRUNDA DEĞİL
 
İsrail ile varıldığı ifade edilen anlaşmadan hemen sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mavi Marmara gemisinin yola çıkması ile ilgili ‘dönemin Başbakanı’na mı sordunuz?’ diye açıklamalarda bulundu. Bu konuda ki değerlendirmeniz nedir?
 
Doğru söylemiş, Peki ondan sonra niye sahiplendiler. İzin almadılar doğru, niye sahiplendiler diye soruyoruz. Çünkü haklı bir gaye için gidiyorlardı. Haksız değillerdi. Silahla gitmiyorlardı, barışçıl bir maksat ile gidiyorlardı. Haksız bir ablukayı delmek için gidiyorlardı. IHH’nın yaptığı iş yanlış değildi ki. O gemide sadece Türkler yoktu, dünyanın dört bir yanında ablukanın kaldırılması için insanlar vardı. O ablukayı kırmak içindi her şey. O ablukayı kırmak için yola çıkan gemiye üç tane da savaş gemimiz eşlik etseydi, uluslararası sularda herhangi bir müdahale söz konusu olamazdı. Bunu da göze almak gerekirdi kanaatimce.  Çünkü siz bir yardım gemisine girip, insanları katledemezsiniz. 
 
Mısır ile de bir yumuşama söz konusu. Bakanların görüşebileceği en üst makamlardan deklare edildi. Siz ne düşünüyorsunuz?
 
Rusya ile yapılan yumuşama gerekliydi, gerekli adımlar atıldı, isabetli oldu. Mısır, biraz daha farklı bir konu. Orada tam bir zulüm işlendi. Türkiye, bu tutumundan başka bir tutum takınsaydı. Örneğin ‘münasebetler serin olsun’ denseydi, oradaki ‘İhvan terör örgütü ilan edilmesin’ denseydi farklı bir noktada olurduk. Türkiye’de, İhvan’a ‘bunlar Amerika’nın desteklediği bir ordu. Demokrasi, insan hakları Amerika’nın umurunda değil’ telkininde bulunsaydı. Farklı bir metod ile ilişkiler sürdürülebilirdi. Maalesef dost düşman ayrımını çok ciddi ve titiz yapmalısınız. Düşman dediğiniz, size karşı hakikaten kötü emel besleyenler var ve bir de onlara destek olanlardır. İsrail ile yapılan bu yumuşama eğer bizi gaflete sevk eder, biz İsrail’in Filistin’de işlediği zulmün üstünü örtmeye kalkarsak bu ise haksızlık olur.
 
TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜ SURİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜNDEN GEÇİYOR
 
Mısır ile devam eden yumuşama sinyalleri Suriye ile devam edecek mi sizce? Ya da Suriye ile de yeni bir yol haritası çizilmeli mi?
 
Suriye’de aslında bir kavga yoktu görünüşte. Esad rejimi esasında zalim bir rejimdi. Buna kimsenin geçmişte bir itirazı yok ama oğul Esad ile bugünkü hükümet o kadar yakın bir dostluk kurdu ki müşterek bakanlar kurulu toplantıları yapacak kadar ileri gittiler. Hatta ‘federatif bir devlet olalım’ dediler. Vizeler kaldırıldı bunlar müspet bir gelişmeydi. Bu gelişme bize zarar vermiyordu bize fayda veriyordu. Aynı zamanda Suriye’deki Müslüman inançlı halka da fayda veriyordu. Suriye’de bir hürriyet havası yaşanıyordu. 
 
Suriye’de de mecburen yeni bir yol haritası çizilmeli artık. Bu kadar kan döküldükten sonra, bu kadar laf söylendikten sonra zor değil. Ancak bu akan kanın durdurulması lazım. Türkiye’nin birlik bütünlüğü ve güvenliği, Suriye’nin birlik bütünlüğü ve güvenliğinden geçiyor. Onu da sağlamalıyız. Hem bizim hem onların. Amerika, İsrail bu işe razı olur mu, zor. Ama onlar ısrarla Musul ve Kerkük petrolünün Akdeniz’e ulaştırılmasının peşindeler. Bizim var bir tane hattımız, niye bunu kullanmıyorlar. Türkiye’nin kontrolünün dışında bir şey istiyorlar ve tamamen Kürt bölgesinde istiyorlar. Bu onların hedefi. Onlar hedeflerine varabilmek için o kadar kavgayı çıkardılar. Bir defa içerdeki terör için Batı’nın teröre verdiği desteğin üzerine gidecekler. Mutlaka ve mutlaka İran ve Pakistan ile ciddi bir ittifak kurması lazım. Mümkünse bu ittifakın Suriye ve Irak ile desteklenmesi gerekiyor. Kolay mı, zor.
 
Röportajın devamı yarın...



Kaynak: Millî Gazete