Mustafa Kasadar

Mustafa Kasadar

11.01.2017 mustafakasadar@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Müctehid alimleri taklit yerilmiş midir?

Haricilerin dün düştükleri hataya bu gün düşenlerin ana sorunu gösterdikleri deliller değil, delilleri murat olunan mananın dışında bir manada anlamalarıdır.  Nitekim Hâricîler Hz. Ali’nin aleyhine dönüp onu küfür ile suçladıklarında delil olarak  “Hüküm ancak Allah’a aittir.”  Ayetini getirince Hz. Ali (r.a.) onlara şöyle demiştir: “Söyledikleri doğru bir sözdür. Ancak bu doğru sözden batılı kastettiler (doğru sözü batıla alet ettiler).” 
 
Bazı zevat her ne hikmetse devamlı aykırı şeyler söylemekten kendilerini alamıyorlar.  Yine aynı zatlar nasları (ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri) mesela İmam Azam’ın anladığı gibi anlamayı yerdikleri halde insanların kendi anladıklarının dışında anlamalarına kızmaktadırlar.  Bunlar İmam Azam’ı, İmam Şafii’yi taklit etmeyi onaylamazlarken “Taklit yerilmiştir” delilini ileri sürmektedirler. Evet, bu söz Kur’ân ve sünnetin ifade ettiği hak bir sözdür. Zaten müçtehit âlimler taklidi yasaklamıştır. Ancak müctehid imamların bu sözden kastettikleri, yanlış ve yerilmiş olan taklit, “Delilsiz bir şekilde başkasının sözünü kabul etmektir”  ve içtihat etmeye gücü yetenler için yerilmiştir. İçtihat etmeye güç yetiremeyenler ise taklit etmek zorundadırlar. 
 
Yine, önceki âlimlerin kitaplarını okumak onların görüşlerinden yararlanmak yerilen taklitten değildir. Bilakis ilim arayışında olan kişi hüküm vermeden önce onların görüş ve anladıklarından doğruyu göstermesini istemek için konuyla ilgili öncekilerin söylediklerini bilmesi gerekir. 
 
Katâde ise şöyle der: “İhtilafları bilmeyen fıkıh ilminin kokusunu koklamamıştır.”  
Taklidin caiz olmaması kuralının normal halk ve âlimlere eşit bir şekilde uygulaması yanlıştır.  İçtihat yapabilen ve yapamayan arasında ve temel konular ile tâli konular arasında da ayırıma gitmek şarttır. Bu yapılmadığı için günümüzde insanlar âlimlerin sözlerinden yüz çevirmekteler. Daha da kötüsü bazıları âlimlerin görüşlerini saçma bulmaktalar.  Sebep taklidin caiz olmaması! Ama bu kişiler cahilce fetva vermeye cesaret etmekten sakınmıyorlar.  Kur’ân ve sünnetten nasıl hüküm çıkartılacağını öğrenmeden direk Kur’ân ve sünnetten hükümler çıkartmaktadırlar. 
 
“Yine bu çevreler İmam Azam hazretlerinin “Onlar adamsa, biz de adamız!” sözünü delil alarak geçmiş ulemayı karalamaktadırlar. Bu söz onlara cazip geliyor, çünkü bu ifadede özgüven ve başkalarına boyun eğmeye tenezzül etmeme vardır. Bunlar bazı insanların nefsini okşayan şeylerdir.  Ancak bazı insanlar bu sözü söyleyeni ve özelliklerini ayrıca bu sözün ne münasebetle söylenildiğini unuttular. Bu insanlar hükümleri Kur’ân ve sünneti sadece okumakla oldubittiye getirerek hükümleri çıkarıyorlar. Âyet ve hadisle ilgili müçtehit ve âlimlerin yorum ve kavrayışlarına vakıf olmaları çok azdır. Onlara göre âlim ve müçtehitlerin görüşlerini geçersiz saymanın ve yok kabul etmenin hiçbir engeli yoktur. Onlara “ne yapıyorsunuz? Hüküm verirken biraz sabır gösteriniz, enine boyuna düşününüz, acele etmeyiniz. Önce âlimlerin bu konuyu nasıl anladıklarına bakın.” Denildiğinde, onlar şöyle der: “Onlar adamsa, biz de adamız.”
Evet, sizler onlarla bedensel bünye ve beşerî mizaç olarak eşitsiniz. Sizler bu sözün sahibini tanıyor musunuz? Ne münasebetle söylediğini biliyor musunuz? Bu sözün sahibi yüce Allah’ın keskin zekâ, bol ilim ve gönül takvası ile lütfettiği müçtehit, büyük âlim, fıkıh âliminin sözüdür. Bu sözü kendi fıkıh usulü metodunu açıklarken söylemiştir. Zira büyük imam şöyle der: “Konuyla ilgili Kur’ân’dan ve sünnetten delil varsa onlara öncelik veririm. Bunlardan sonra eğer konuyla ilgili sahabe sözü varsa sahabe sözünden çıkmam. Eğer tabiî sözü varsa onlar (tabiîler) adamsa, biz de adamız (çünkü Ebû Hanife de tabiîndendi).”  Dolayısıyla uygulamada hakikatten sapmamak için sözün nerede ve ne münasebetle söylendiği bilinmelidir. Evet onlar âlim ve müçtehit insanlardır, siz de öyle misiniz?!
 
Tarihü Taberî, 5/677.
el-Fetâvâ, 20/15.
Önceki eser, 20/203-203.
Zahirü’l-Ğuluvv’i fi’d-Din, s. 318.
Önceki eser(2/47).
Zahirü’l-Ğuluvv’i fi’d-Din, s. 319.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI