Mustafa Kasadar

Mustafa Kasadar

04.01.2017 mustafakasadar@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Müslümanı tekfir etme ve kanını helal görme hastalığı

İslam tarihinde Müslümanların kanını ve canını mubah görenlerin ilki haricilerdir. Bunun için kendilerine muhalif olanları tekfir edip -İslam’da haram olan- kan dökmeyi Haricilerin başlattıklarını söylemek mümkündür.
Birçok rivayet onların harama bulaşıp onu bilerek işlediklerini söylemektedir. Daha önceleri harici mantığı ile hareket eden fakat daha sonra onları terk eden bir şahit şunları anlatmıştır:
“Haricilerle birlikte bulunuyordum. Bir zaman sonra yaptıkları hoşuma gitmemeye başladı. Ancak beni öldürürler diye bir şey söyleyemiyordum. Bir ara onlardan bir grup ile birlikte yol alıyorduk. Bir nehrin kenarında yürüyorduk. Nehrin diğer tarafında bir köy vardı. Biz bu köye giderken oranın halkından birisi bizden korkup elbisesini yukarı çekerek kaçmaya başladı.
 
Hariciler adama: “Sanki seni korkuttuk!” dedi. Adam kendi kendine: “Allah’a yemin olsun ki bu adamlar (Hariciler) beni tanıyorlar fakat ben tanımıyorum” dedi, sonra da: “Evet, korkuttunuz” dedi. Hariciler: “Sen Resulullahın sahabesinden Habbab’ın oğlu musun?” dediler. Adam: “Evet, doğrudur” dedi. Hariciler: “Babanın, peygamberden rivayet ettiği bir hadisi bize anlatır mısın?” dedi. Adam: “Babamın Resulullah (s.a.v.)’den bir fitne duymuştu. Peygamber bu fitne için şöyle buyurmuştu: “Bu fitne esnasında oturan ayaktakinden, ayaktaki, yürüyenden, yürüyen ise koşandan daha hayırlıdır! Eğer bu döneme yetişirsen (öldüren değil) öldürülen kul ol” 
 
Hariciler bu konuşmalardan sonra onu ve yanındaki kadını da alarak ilerlediler. Sonra meyveleri dökülmüş bir hurma ağacının altından geçtiler. Haricilerden bazıları dökülen hurmaları alıp ağzına götürdü. İçlerinden bazıları ona şöyle dedi: “Zimmilere ait bir meyveyi nasıl helal görürsün!?” Bunun üzerine adam ağzına aldığı hurmayı çıkarıp geri yerine attı. Sonra bir domuzun yanından geçerken bazıları onu kılıcı ile kesti. Bazıları itiraz edip şöyle dedi: “Nasıl olur da zimmilere ait olan bir domuzu helal görürsün!?”
 
Habbab’ın oğlu Abdullah onlara şöyle dedi: “Bunlardan daha büyük olan haramı söyleyeyim mi?” Hariciler: “Söyle, neymiş bundan daha büyük haram” dediler. Abdullah: “Ben! (Yani beni öldürmeniz bu yaptıklarınızdan daha büyük bir haramdır.) Ancak Hariciler onu alıp nehrin yanında boynunu vurdular.
 
Olayı anlatan kişi bu durumu şöyle nakletmiştir: “Baktım adamın kanı nehrin sularına karışıp kayboldu. Sonra hamile olan yanındaki cariyesini getirdiler. Hemen oracıkta kadının karnını deştiler.”
Olayı anlatan kişi sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatımda böylesine berbat ve kendilerinden nefret ettiğim kimselerle arkadaşlık etmemiştim! Sonra bir fırsatını bulup yanlarından kaçtım!”
Bu yaptıkları şey halk arasında büyük bir korkuya neden olmuştu. Çünkü bir koyun keser gibi Abdullah’ı kesmiş ve hanımının karnını deşmişlerdi. Sadece bununla yetinmeyip halkı da ölümle tehdit etmişlerdi. Haricilerin kendi içinden bile bazıları bu vahşete itiraz ederek şöyle demişlerdi: “Yazıklar olsun size! Biz Ali’den böyle şeyler yapmak için ayrılmadık!”
 
Bu kadar canavar hislerle cinayet işleyen Haricilerin haberi müminlerin Emir’i Hz. Ali (r.a.)’a ulaşmasına rağmen hemen onlara savaş açmadı. Önce kısas uygulamak için katillerin teslim edilmesini istedi. Ancak karşı taraf inat ve kibirle hareket ederek şöyle dediler: “Onu hepimiz öldürdük.” Bunun üzerine Hz. Ali (r.a.) hicretin 37. yılı muharrem ayında bunların üzerine yürüdü. 
 
Bugün İslam coğrafyasını bir kan gölü haline getiren savaşların elbette ki kendine has özel nedenleri, bunları besleyen siyasi, toplumsal ve ekonomik sebepleri vardır. Ama işin özünde bu tekfir hastalığı yatmaktadır. Bugün Müslüman kanını dökmeyi helal sayarak, Siyonizm’e hizmet edenler yine bu anlayış sahipleridir. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI