İshak Koç

İshak Koç

18.12.2016 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Sorgulamıyoruz!

Dün yediğimiz hurmaların neticesi olarak bugün makus bir talihe talim ediyoruz. Halimizden şikayetçi olmak mı? Asla. Yeşil gözlü dolarıyla, zammıyla, kanıyla, gözyaşıyla fevkalade memnunuz biz buralardan!..
Milli Görüş Lideri’nin dörtbuçuk yıl evvel bir televizyon programında söyledikleridir: “Amerika’nın hazırladığı plana göre Suriye’ye Türkiye’nin müdahale etmesi lazım ki Nato girebilsin. Rusya savaş gemilerini gönderdi. Çin net olarak karşı çıkıyor. Nato anladı ki kendisi Libya’daki gibi, Irak’taki gibi bir müdahale yapamayacak. Nato’nun mevcut statüsüne göre, Nato sözleşmesine göre, Nato’daki üyelerden bir tanesi Nato üyesi olmayan bir ülkeyle çatışırsa Nato kendi üyesi olan ülkeyi korumak için oraya müdahale edebilir. Hazırlanan bu… Söz dinlemeyen bir tank yürüdü, tamam, bitti gitti. Bahane zaten hazır; karşı taraf da e Türk kardeşlerimiz bizi vursunlar mı diyecek? Onlar da karşılık verince tamam, Nato müdahale etti, Amerika girdi demektir. Çok tehlikeli bir yere gidiyoruz. Bunu anlatmak için çırpınıyoruz, ama bizim insanımız bile anlamakta zorluk çekiyor…” Yıllar sonra aynı adam diyecekti ki: “Burada yapılan Türkiye’nin Amerika’yla, israille birlikte üçüncü dünya savaşına gidecek bir olayın içerisine fiilen kavuşmasıdır.” Mazereti hazırdı bunun için Türkiye’nin; sınırlarımız tehdit ediliyor! O tehdit edilen sınırın neresi olduğunu hiç bilmedik, iki üç roket mermisi düşüverdi boş arazilere…
Devletin zirvesinin bir cemre olarak kabul ettiği 15 Temmuz’da, kalkışma savuşturabilmenin neticesi olarak tankla topla girdiğimiz Suriye topraklarında katettiğimiz yolun ne olduğunu, Fırat Kalkanı’nın kime kalktığını sorgulamıyoruz!
Öncesinde Arap Baharı dedikleri şeyin (Nevruz mudur nevroz mu artık siz karar verin) süreği olarak Suriye topraklarında henüz filizlenmekte olan oluşumlara Türkiye’nin silah taşıma uğraşını hiç sorgulamıyoruz!
Mısır’da Mursi parlatırken, Libya’da Kaddafi patlatırken; Nato, BM ve müttefikler amacına ulaşıncaya kadar bangır bangır bağırıp sonra her taraf güllük gülistanlık olmuşçasına dut yemiş bülbül kesilen haber bültenlerini, devlet yöneticilerini, ehli sünnet vaizlerini niye sorgulayalım ki!
Üç beş ay evvelinden üst geçitlere, duvarlara, parklara, bahçelere yazdırdığınız ve bugünkü eylemler gerçekleşmeden anlamlandıramadığımız “Halep yanıyor” “Şişşt Halepe baksana” mealli yazıları asla sorgulamıyoruz. 
israil büyükelçisi Türkiye’de, Türkiye Büyükelçisi israil’de göreve başlayınca bunu gidip israil büyükelçiliği önünde protesto edecek değildik ya! Eylemlerin yeni mekanı elbette İran Büyükelçiliği olmalıydı, tabi ki sorgulamıyoruz.
israil’in orman yangını için uçaklarını seferber edip yahudi gönlü serinleten Türkiye’nin, Halep’in insan yangınına topla tüfekle, çok özel kuvvetlerle müdahalesini nasıl sorgularız!
Eskiden Halep oradaysa arşın buradaydı. Bu kadar sorgusuzluğun üstüne orada, uzakta bir Halep kalmadığına göre kimin yalanını, hamasetini, ucuz ve kokuşmuş kahramanlığını arşınlatalım?
Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak üzere rejim güçleriyle birlikte hareket eden İran’ın, Suriye işgal edilmediği takdirde parçalanmamış Suriye’den bir menfaatinin olmayacağını anlıyoruz da dış müdahale yahut bir Nato müdahalesinde o rejimin muhalifi idarecilerimizin, yöneticilerimizin, hocaefendilerimizin ne gibi bir menfaati olacak bilmiyoruz. Doğrusu en bağırtlak tarafıyla savaş çığırtkanlığı yapan, patlamaya hazır üçüncü dünya savaşının hamaset teorisyenlerini,  yöneticileri, pek muhterem hocaefendileri; tüm bu unsurların saplantılarını, genel yahut mezhepsel anlayışları fetişizme çeviren tutumlarını hiç anlamadık, anlamayacağız.
 “Kuşandığımız bu alkol kokusu bize ne getirdi ki” sorusunu kendinize hiç soruyor musunuz hocam? (Hayır, yediğinizden, içtiğinizden söz etmiyoruz, asla içmezsiniz de tam olarak kuşandığınız alkol kokusu size ne getirdi?) Ve siz tüm bu kan denizinden ne umuyorsunuz? İsmet Özel “Küfre yaklaştıkça imanım artıyor” diye söylerdi. Bizde o kadar şairane değil; ey ithal takkeli ulu hocalar, size yaklaştıkça imanımız artıyor!
Doğrusu bugün Halep gerçekten yanıyor. Dört koldan olağanüstü bir gayretin neticesi olarak. Şimdi tüm yara bandı çalışmaları, insanlık nutukları, yandaş vicdan vs. dışında ne yapalım dersiniz? Nato yahut BM duasına mı çıkalım? 
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI