Bahaddin Elçi

Bahaddin Elçi

05.01.2017 bahattinelci@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Takvadan başka üstünlük nedeni yoktur! (Hucurat,13)

Hiçbir kimsenin bu hak söz karşısında, buna aykırı söz söyleme hürriyeti- sınav hikmeti gereği- olsa da, hakkı ve haddi yoktur; hele İslam adına... Müslüman olmayanlar hevalarına göre diledikleri gibi konuşurlar. Biz «sözlerimizin kaydedildiğine»(Kaf,18-19) inananlardanız.
 
 Hakka muhalif bir sözün batıl olduğu, değersiz olduğu biliniyor. Bizler, Müslümanlar olarak Allahu Teâlâ’nın kullarıyız. Rabbimiz de âlemlerin Rabbi Allah›tır. Her konuda Kur›an ve sünnete başvurmak durumunda ve sorumluluğundayız. Tüm sorunlarımızı, ihtilaflarımızı «vahye» arz etmek ve ona tam bir teslimiyetle teslim olup, hükmü benimsemek sorumluluğumuz, kulluğumuzun gereği.
 
Allah ve Resulünün sözü olduğu konuda, kullara sadece «işittik, itaat ettik» demek düşer. Kur›an ve sünnette insanlar arasındaki biricik üstünlük nedeninin «takva» olduğu (Hucurat,13) başka bir üstünlük nedeninin olamayacağı açıkça beyan buyrulmuştur. Yine Efendimizin de (S.A.V.) bu konuyla ilgili birçok beyanlarının olduğu bilinmektedir. Veda hutbesinde de belirtilmiştir. Beyazlık-siyahlık... Hiçbir farklı kimlik/aidiyet tek başına üstünlük nedeni değildir. Efendimizin (S.A.V.) yanında, çevresinde Hz. Ebubekir Arap olarak, Selman Hz. Fars olarak, Bilal Hz. Habeşli siyah olarak, Hz. Süheyb›i Rum olarak kardeş yaptı. Ve tüm müminler kardeşler olarak bir ümmet oldular. Bir vücudun organları, bir duvarın tuğlaları gibi oldular. Bir ve bütün... Sevinçleri-acıları, dayanışmaları bir...
 
‘En üstün kimliğimiz, Müslümanlığımız; İslam kimliğimizdir.’ Bu kimliğimiz, Rabbimizden bize verilmiş addır, kimliktir. Kur›an›dan önce de bizim adımızı koymuş «mümin ve Müslüman” buyurmuş. Kendi yüce ismini (Mümin) bize de ad olarak, kimlik olarak vermiş ve bizi kendi ismiyle de şereflendirmiştir. Irk, mezhep, renk, cinsiyet, lisan, kavim... Kimliklerimiz de ayetlerdendir. Ama tüm bu kimliklerimiz, bizim alt kimliklerimizdir. Bunları İslam kimliğinin üstüne çıkartamayız. O zaman haddimizi aşmış, zulmetmiş oluruz.
 
Nerede? Hangi dinde/yolda/kelimede vahdet olmamız gerektiğini de buyurmuş. (Al-i İmran,103) Kur›an›da, İslam’da Allah’ın dininde/ipinde birleşip, ona tutunacağız; tefrikaya düşmeyeceğiz. İslam kimliğimiz yanına bile Türk, Arap, Kürt, Fars vb. kimliklerimizi koyarak “ümmeti, vahdeti» sağlayamayız... Birbirimizle çekişmeyeceğiz ki devletimiz/kuvvetimiz gitmesin.
 
Allahu Teâlâ’nın koyduğu biricik üstünlük nedeni «takva»nın yerine başka bir şeyi üstünlük sebebi kabul etmek, benimsemek hak ve yetkisine sahip değiliz. Onun ölçüsü (mizan) karşısında bir ölçü koymak rabblık tehlikesini beraberinde getirir. Bu gerçeği, Adiyyİbn-i Hatime Efendimiz, Tevbe Suresi’nin 31.ayetinin tefsirinde bunu açıklamış. Buna göre haram ve helal koyma yetkisi ve hakkı kimseye verilmemiştir.
Yahudi ve Hıristiyan din bilginlerinin haramı helal, helali de haram yapması ve bunun benimsenmesinin onları rab/ilah edinmek demek olduğunu beyan buyurmuştur... Bu şirk tehlikesinden Mevlam cümlemizi korusun. Bizler ehl-i tevhid olmanın gereği olarak, «La rabbe illallah» diyenlerdeniz, elhamdülillah. Onun karşısında hüküm koymak kimin haddine?
 
«Vahye» uymamaktan, «heva» mıza uymaktan (Sad,26) Rabbimiz hepimizi korusun. Tefrika fitnesinden kurtarsın. Ve bizi İslam çatısı altında lütfuyla birleştirsin.
Hepimiz; adımız, unvanımız, konumumuz ne olursa olsun kulluk sınırını aşmamak görev ve sorumluluğundayız. Hele öncü konumunda olanlarımızın bu konularda daha büyük hassasiyet göstermeleri beklenir. Çünkü onlar şaşırırlarsa, saparlarsa hepimizi de şaşırtabilir, saptırabilirler. Allah’tan başka yanılmaz, şaşmaz kimse yoktur. Peygamberlerin dışında hiç kimse masum (ismet sıfatıyla muttasıf) değildir. Onlar da Allah›ın koruması altındadırlar, vahiyle konuşurlar... (Necm)
 
Konumuzla ilgili hikmetlerden bir demet:
Hz. Ali (K.V.): «Hakkı insanlarla tanımaya çalışan sapabilir. Doğrusu sen önce hakkı bil, tanı ki hak ehlini tanıyasın».
Allah adına bilmediğiniz şeyleri söylememizi de yasaklamıştır. (Kesin bilgi olmadan dini konularda hüküm haram) (Araf,33)
«Kahrolsun o fikir adına kendi tahminlerini ileri sürenlere! Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar...»
«Ey Davut! Biz seni halife tayin ettik. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver de nefsinin hevasına uyma ki sonra seni Allah yolundan saptırır.» (Sad,26)
«O’nun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutar, sözlerini yazarlar, gözetlerler...» (Kaf,18-19)
«Hakka dair kitap ve mizan indiren Allah’tır.»(Hakkın ikamesi için kitaplar ve adaleti indiren) (Şura,17)
«Dini ayakta tutun (ikame). Onda ayrılığa düşmeyin.» (Şura,13)
«Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Onların hiçbirisi dini (İslam) kendi fikirleri ile yorumlayıp, Allah’ın haram ettiğini helal; helal ettiğini de haram sayan fırka kadar zararlı olmayacaktır...» (Ramuz el-Ehadis 1045) 
«Irkçılık davası güden bizden değildir.» Hadis-i Şerif
 
«Ümmetimin helaki üç şeydedir: Asabiyet (ırkçılık), kaderiyye, kitap ve sünnete dayanmayan boş rivayetler, görüşler.»(Ramuz,5670)
 
İnsanlar inançları bakımından karşı karşıyadırlar: Habil ile kardeşi Kabil, Hz. Nuh ile oğlu, Hz. Lut ile karısı, Hz. İbrahim ile babası (Azer), Asiye ile kocası Firavun, Hz. Ebubekir ile babası, Hz. Ömer ile yeğeni Ebu Cehil, Efendimiz (S.A.V.) ile amcası Ebu Leheb... Bunlar bize ırkçılık, asabiyet davasının batıl olduğunu göstermiyor mu? Üstünlük sadece takvadadır! Hepimiz ilk insan, ilk peygamber Âdem (A.S.) ile eşi Havva’nın çocukları değil miyiz? Kadın-erkek, siyah-beyaz, Türk-Kürt, mümin-kâfir...
 
İhtilaflarımızın, farklılıklarımızın gündeme getirilerek husumetlerin gittikçe körüklenmekte olduğunu artık görmek ve bu tuzağa düşmeyecek söz ve davranışlara mecburuz. Bunun için müştereklerimizi, ortak paydalarımızı, değerlerimizi öne çıkartmak, tali ihtilaflarımızı gündeme taşımamak suretiyle kurulan tuzakları bozmak zorundayız.
 
«Ehli kıble tekfir edilmez» kaidesi ortadayken, mezhebi, kavmi, siyasi vb. farklılıklarımızla birlikte küfür milletine karşı yan yana, omuz omuza yeniden mücadeleye mecburuz... Var olmak için vahdete (tevhidde vahdet) mecburuz. Haydi, tüm farklı kimliklerimizle yeniden «Kelime-i Tevhid» bayrağının altına...
 
Gemimiz kuşatılmışken, su alıyorken, bizler geminin içinde kavga mı etmeliyiz? Yoksa gemimizi batırmak isteyenlere karşı birlikte savaşmak mı gerekiyor?
Tefrika azabından çektiğimiz yetmedi mi? Haydi tevhide, kardeşliğe, birlik ve beraberliğe, devlete, izzete, adalete, barışa... Yeniden...
«Doğrumuz İslam, yanlışımız İslam’dan başka her şey!» Vesselam.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI