İdris Cevahir

İdris Cevahir

15.12.2016 idriscevahir@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Tarih Halep’i değil, Halep tarihi yazar

İnsan gerçekliğe karşı direnemez. Gerçekçi sorular ve gerçeği aramaya matuf sorular insanın düşünme şekillerini değiştirir. Yakıcı sorulara verilen cevaplar gerçeği ifade etmezler ise, sorular zamanla yıkıcı olmaya başlar. İnsanın en zor soruları varlığa dair sorulardır. Yine insanın en zor soruları inanca dair sorulardır. İnsanın inancında cevaplanmadan kalan bir soru, zamanla telafisi olmayan sorunlara neden olabilir. Hangi din olursa olsun bütün dinler insanın keskin zekası karşısında sorguya tabi tutulurlar. Dinin pratikleri bir yana dinin ortaya koyduğu evrensel değerler insan tarafından sorgulanmıştır. Din insana gelen bir şeydir. Yani insan dini önceler. Dolayısı ile insanın kendisinde barındırdığı hususiyetler dini anlamada ve yorumlamada etkindir.
 
İnsanın kendisinde barındırdığı hususiyetlerden kastımız insanın düşünme süreçleridir. İnsan doğduğu zamanın, mekânın ve olayların çocuğudur. Çok az insan, yaşadığı şeyleri paranteze alarak salt teorik meseleleri tartışa bilir. Çok az insan bunca kötülüğe rağmen, bunca zulme rağmen, bunca karmaşaya rağmen âlemde hala bir düzenin olduğunu savunabilir. Ve Âlemleri var edenin Mahza Rahmet sahibi bir varlığın olduğunu savunabilir.
 
Hristiyan dünyasında yüz yıl savaşları laikliğin psikolojik zeminini inşa etmiştir. Yahudilikte ise meşhur ve meşkuk Holokost, Yahudilik inancında laikliği tetiklemiştir. İki din inanları içinde krize neden olan sorular aynı olunca sonuçlarda aynı çıkmıştır. Yüz yıl savaşlarında birbirini mezhebi farklılıklar temelli öldüren Hristiyanlar, savaşmaktan yorulunca biz neden savaşıyoruz sorusunu sorup savaşmalarına neden olarak gördükleri dini inançları hayatlarından çıkarmaya meyil ettiler. Aynı durum Yahudiler için Holokostta da ortaya çıkmıştır. İnançları gereği her şeyi bilen, gören ve yegane güç sahibi olan tanrılarının Holokostta sessiz kalması Yahudilerce bir terk edilmişlik olarak algılanmıştır. Her iki dinin inananları için artık din hayattan çekilmesi gereken bir şeye dönüşmüştür.
 
Bu gün Haleb özelinde Ortadoğu’da olanlar, İslam ümmeti için bir dünyevileşme krizine doğru evirilme riski taşıyor. Aynı dinin mensuplarının birbirlerini gaddarca katletmesi ister istemez insanın aklına dinin gerçekliğini sorgulamayı getiriyor. Bu yüzdendir ki gelecek yıllarda İslam âlimlerinin üzerinde ısrarla durması gereken meselelerin başında Kadiri Mutlak ve Muhtar Allah inancının savunulması ve Ortadoğu’da olanlarla bağdaştırılması olacaktır. 
 
Bu dünyevileşme riski sanıldığı kadar etkin olacak mı bilinmez ancak büyük bir dalga olarak üzerimize doğru geldiği muhakkak. Bu dalga karşısında ilk duran kişiler, kuşkusuz mazlum yüreklerdeki sarsılmaz imanları ile Haleplilerdir. Ölürken getirilen kelime-i tevhidler, yangınlar ve yıkıntılar arasından semaya kaldırılan başlar, bizi yalnız bırakma diye yapılan yakarışlar, hepsi bu dünyevileşmeye karşı yapılmış bir başkaldırıdır. Ne olursa olsun Rabbe olan imanımız ve güvencimiz tam olarak ifadesi, ölen çocuğunun yüzüne bakıp “Üzülme oğlum intikamımızı Allah alacak” demektir. 
 
İnsanın insanı öldürmesi Hz. Habil’in şehadetinden beri olagelmiştir. İnsan öldüren bir varlığa dönüşmüştür. Ancak öldürmelerin ferdi olandan kitlesel olana dönüşmesi ölümlerden kurtulanların zihninde tamiri mümkün olmayan izler bırakmıştır. Öldürmenin de bir şerefi vardır. Öldürmenin de bir ahlakı olması gerekir. Dinde müsle cezası haram kılınmıştır. Ölüye zulüm edemezsiniz. İnsanın insanlığına yakışmayan bir şekilde can alamazsınız. Bugün Halep şehrinden insan aklının alamadığı görüntüler geliyor. Kimleri tekbir sesleri eşliğinde, ümmetin mazlumu Hz. Hüseyin efendimizin mübarek ismini azına alarak din kardeşini katlediyor.
 
Son bin yıllık tarihinde kaç kere zulme uğradı bilinmez Halep. Ancak zalimler zulümleri ile birlikte cehenneme yuvarlanıp gittiler. Halep ise tarih sahnesinde kalmayı başardı. Çünkü tarihi zalimler değil mazlumların ahı yazar. Kimse Hz. Hüseyin efendimizi şehit eden bahtsızı hatırlamaz, ancak Kerbela’nın ahı hatıralarımızdan asla silinmez. Çünkü mazlumun ahı arşa ulaşır. Arşa ulaşanda da bu âlemde baki kalır. Onlarca kez yıkıldı yakıldı Halep, onlarca kez siyasi hırs ve ihtiras için Müslümanın Müslümanı katlettiği mekân oldu Halep. Her defasında zulümle gelenler silinip gittiler. Her defasında zalime mezar oldu Halep. Yeni bir Halep faciası ile karşı karşıyayız. Üzüntülüyüz ancak umutsuz değiliz. Yeni diyorum çünkü Haleb’in tarihi istilalar yıkımlar ve yakılmalar tarihidir. İnsan her dönemde kibir sahibidir. Her dönemde kendisinden olmayanı yok etmeye meyillidir. 
 
Bir şeyler söylüyor bu gün Halep bütün insanlığa fakat insanlık sağır insanlık anlamamadan yana. İnsanlık bir kez daha insanlığını kaybetmeyi ve üç maymunu oynamayı tercih ediyor. Artık insan hakları kavramı anlamını kaybetti. Artık çevre için, doğa için yapılacak her eylem zeminini kaybetti. Artık insana değer verilmediği bir dönemde insandan sadır olan şeylere verilecek bir değer hiçbir anlam taşımıyor. Halep bize insanlığımızı kaybettiğimizi haykırıyor.
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI