Meryem Nida

Meryem Nida

12.01.2017 meryemnida@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Tohum saç toprağa

Sıkılganlık… İşe yaramazlık… Kendini faydasız ve değersiz hissetme… Bunlar, her ne işle uğraşıyor olursak olalım, statümüz, konumumuz ve becerilerimiz ne olursa olsun, hepimizin sık sık hissettiği, şeytanın bizi bunlarla kandırmaya çalıştığı duygulardır.
Hepimizde zaman zaman oluşan bu hisler sebebiyle, özellikle kadınlar olarak insanlığa faydalı olamadığımız yönünde bunalımlar yaşamış ve sebepsiz yere içimize çöken karamsarlıklar sonucunda pek çok şeyden el etek çekmek istemişizdir.
Allah Rasulüne gelerek erkeklerin cihada çıktığını ve şehid olarak cenneti kazandığını söyleyip kadınların cihadının ne olduğunu, ne yaparak cennete gireceklerini soran hanım sahabiler gibi bizler de fıtraten erkeklerden farklı olduğumuz ve çalışma sahalarımızın darlığı sebebiyle bazen attığımızın adımları küçümseme hatasına düşmüşüzdür.
 
Evet, elbette kadın erkek gibi değildir. Elbette kadınların evleri, eşleri ve çocukları gibi öncelikleri vardır. Zaten asıl sıkıntı da pek çoğumuzun, bu saydığımız önceliklerin de aslında bir cihad olduğunu hatta dışarıda yapılan her türlü cihadi faaliyetten daha önemli olduğunu kavrayamamış olmamızdır. Asıl sıkıntı, birilerine eş olmayı, annelik vazifesini üstlenmeyi sıradan bir iş saymamız ve genç bir hanım olarak Allah yolunda attığımız adımları değersiz yahut yetersiz görmemizdir. Oysa bitkilerin yaprakları ve çiçekleri dışarıdan göründüğü halde o bitkiye şekil veren, her ne kadar görünmese de tohumlarıdır.
 
Öyle ya, tarihin altın harflerle yazdığı İstanbul’u fetheden ve çağ kapatıp çağ açan Fatih Sultan’dır. Fakat onu büyüten, asıl tohum, tarih yazdıran bir annedir!
İnsanlığa inen en büyük mucizelerden birini taşıyan Hazreti Meryem’dir. Fakat asıl tohum, onu daha karnındayken Allah’a adayarak mucizelerin yolunu açan annesi Hanne’dir!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberi şefkat yorganıyla örten ve tüm korkularından emin olması için sükunet vererek İslam’ın yayılmasında en büyük rolü üstlenen, eşi Hatice’dir!
Çanakkale’de “Vatan ezansız kalmasın” diyerek can yongasına şehadet bilinci aşılayan ve vatanı geçilmez kılacak bir kale diken de bir annedir!
Bir asra damgasını vuran ve haklılığı her gün daha da aşikar olan Hocamızı da her adımında destekleyen yine eşi Nermin Erbakan’dır!
 
Bazılarının isimleri hemen her platformda anılsa da bazılarınınki neredeyse hiç geçmez, bir öncü olarak. Bunlardan birisi de Fatıma binti Hattab’tır. Olayı hepimiz biliriz aslında. İslam’ın adıyla güçlendiği Ömer Radiyallahüanh’ın Müslüman oluşunun hikâyesini…
Kılıcını kuşanmış Allah Rasulünü öldürmeye giderken kardeşi ve eniştesinin de Müslüman olduğunu duyunca yolunu değiştirip kardeşinin kapısına dayanır cahiliyenin Ömer’i. İçeriden okunan Kur’an seslerini duyar ve hışımla girerek kardeşi ve kocasını hırpalamaya başlar. Fatıma gizlemez Müslüman olduğunu ve karşısında zalimliğiyle meşhur birisi olmasına rağmen dimdik durur. Okudukları şeyi getirmelerini ister Ömer ve getirirler. Henüz iman etmediği, putlara taptığı için necis olduğunu ve Kur’an’a dokunamayacağını söyleyerek eline vermezler. Bunun üzerine gusül abdesti alır Ömer radiyallahüanh ve sonra Taha Suresini okumaya başlar. Okudukça kalbine imanın sıcaklığı dolmaya başlar. Ardından Allah Rasulüne giderek Müslüman olunca da onun öncülüğünde Kabe’ye yürünerek gizli yaşanan iman tüm müşriklerin yüzüne haykırılır!
 
Peki, şimdi cahiliyenin Ömer’inin, İslam’ın Ömer’ine dönüşmesinde kardeşi Fatıma’nın payını kim küçümseyebilir? Adını tarih yazmış yazmamış fark eder mi, melekler yazdıktan sonra? Bizim bilip bilmememiz önemli mi Rabbi bildikten sonra?
Oysa sadece evinde Kur’an’ını okuyordu. Ama onun cihadı, yapması gereken şeyi yapması gereken anda icraata koymasıydı. Ağabeysinden korkmadığı için, imanının kalbine verdiği güçle İslam’a çok büyük bir hizmeti dokundu!
 
Eş, anne, arkadaş, komşu… Tarih böylesi arka plan kahramanlarıyla dolu değil midir? Peki bizler… Her birimiz bu kahramanlardan değil miyiz aslında? Belki yıllar sonrasının öncüleri olacak çocuğumuza öğrettiğimiz bir edep kuralıyla, belki yeni bir dünyayı kuracak bir gencin kalbine verdiğimiz bir ilhamla, Allah yolunda olduğunu bildiğimiz babamız veya eşimize verdiğimiz maddi manevi destekle, komşumuza ve arkadaşımıza doğal tedavi olarak sunulabilecek üzerimizde taşıdığımız İslami ölçülerle melekleri şahit tutmuyor muyuz cihadımıza?
 
Belki pek çoğumuzun isimlerini ezbere bilmeyecek insanlık. Belki pek çoğumuzun adını yazmayacak kitaplar ama bizler tohum olarak, İslam zincirinin güçlü halkaları olarak,  bir gün mutlaka hâkim olacak bu dinin temel taşlarını oluşturarak, yüzümüzdeki gülümsemeyi bile cihad niyetiyle yaptığımız, bebeğimizin bezini “Bir gün öncü olacak” umuduyla günde defalarca kez temizlediğimiz, tüm cefalara “Cennette dinleneceğim” diyerek sabrettiğimiz ve Fatıma gibi, Hane gibi, Hatice gibi Allah’ı tek sığınak bilip bulunduğumuz yerin hakkını vererek yaşadığımız müddetçe, mahşer günü öncülerle birlikte diriltileceğiz inşallah!
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI