Kemal Belgin

Kemal Belgin

31.12.2016 kemalbelgin@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Ve Beşiktaş...

DÜNKÜ yazımızda, hatta geçtiğimiz günlerde de  demiştik ya, ilk yarının fotoğrafını zaman içinde satırlarımıza dökeceğiz diye… Dün Başakşehirspor’u yazdık. Hem liderdi hem de çağdaş kulüp örnekleri sunuyordu.
Şimdi sıra lig ikincisi Beşiktaş’ta... Daha doğru bir deyişle geçen sezonun şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi’nde beş maç yenilmeyip son maçta spor basınının dolmuşuna binip fark yiyerek UEFA Kupası’na düşen Beşiktaş’a... 
Şampiyon kadro Gomez gibi bir golcü, Sosa gibi topla gezerek akın hazırlayan iki elemanını kaybetti. Gökhan Töre de gitti. Bu kayıplar sonrası ne yapıldı? Aboubakar alındı Gomez’in yerine... Gökhan Gönül ve Caner gibi yıllarca şampiyonluk mücadelesi vermiş iki kanat oyuncusu kadroya dahil edildi. Talisca diye özellikle öne doğru ciddi katkı yapan, gol becerisi olan bir Brezilyalı alındı. Hem de çok genç... Adriano gibi Barcelona formasını yıllarca taşımış, hem de sağlam, bir deneyimli çok değişik yerlerde oynayabilen bir usta ithal edildi. Gökhan İnler gibi uluslararası deneyimi olan hem kesici hem de dağıtıcı bir usta daha dahil edildi takıma... Kaleci Fabri de alındı. Yani beş adet nokta transfer denir bu icraata... Ancak ne var ki, isimli yenilerle gidenler arasında bir irtibat kurulabiliyor muydu? Yani yenilerle eskilerin takımı gibi oynayabilecek miydi şampiyon? İşte bütün mesele burada idi. 
Aboubakar hiç de kötü bir uç adamı değildi. Ama Gomez’le arasında siyahla beyaz kadar fark vardı. Aboubakar çok dolaşan, çok hareketli, rakip savunmanın hem oluşumu, hem yerleşimini karıştıran tip oyuncuydu. Demek ki Beşiktaş, bu oyuncudan Gomez yolundan değil başka yoldan yararlanmalıydı. 
Talisca, Sousa’ya pek benzemiyordu. Topla çok dolaşmayı sevmeyen ama, hem yakına, hem de uzaklara nokta paslar atabilen ve sonrasında da onların devamı takip ederek pozisyon bulan bir oyuncu. Sosa gibi o da frikikleri etkili kullanabiliyor. Ağır sakatlığı, hiç kuşkusuz gerçek anlamda yararlanılmasını önledi.  
Gökhan İnler malumdu. Avrupa’da isim yapmış, Avrupa Futbol Şampiyonası falan gibi turnuvalarda forma giymişti. Tek topu çok iyi oynuyordu. Özellikle kestiklerini çapraz, yani rakibin dikkatinin çok uzak olduğu bölgelere nokta olarak atabiliyordu. Şutu da etkiliydi. Ama net olarak bir görev tanımı içine sokulamadı.   
Caner, ki, bence en birinci transferde, tuttu, sezonu kapattı bir maçta. Caner, hem arka, hem de ön solda çok etkili oynayabilen, rakip eksilten ve ceza alanı içine adeta mermiler düşüren topları atan oyuncu idi. Onun sakatlığı hem Adriano’nun performansını olumsuz etkiledi, hem de Tosiç’i çok yordu.  
Gökhan Gönül idman eksiği olan bir yıldız idi. Sezon başı Şenol Güneş bu eksiği tamamlamak için yoruldu dersek yalan olmaz. Fiziksel yeterliliği en azından bir 70 dakika elde edince takıma yararlı olmaya başladı.
Kaleci Fabri ise karşı karşıya kalınan pozisyonlardaki ustalığı ile tam büyük takım kalecisi olarak karşımıza çıktı. Öyle ya, büyük takımlar çok kontra yiyen takımlardı. Bu nedenle de kalecinin devamlı takipte bulunması ve refleks olarak hata yapmaması gerekirdi. Bunu da gördük Fabri’de... 
Atınç tam anlamıyla stepne idi. Ne zaman ki stoperlerde eksilme olurdu Atınç hazırdı. Zaten Beşiktaş altyapısından yetişmiş olması onda ayrıca bir dirlik oluşturmuştu.
Buradan bakınca Beşiktaş’ın transferleri çok olumlu idi. Yani gidenler aranmamalıydı. Ancak yeni tiplerle de yeni bir oyun modeli bulunmalıydı. Hemen altını çizeyim, Atiba tek bırakılmamalı, ya Tolgay ya da Oğuzhan kulübede oturmalıydı. Gökhan İnler-Atiba ikilisinin bulunduğu Beşiktaş tabii ki bu halde Talisca’yı arayacaktı. Yani sigortalı bir takım... 
Futbolda transfer önemli bir iştir. Yeter ki aldığınız oyuncular elde kalanlarla hangi oyun modelinin isimleri oldukları çabuk belirlensin. Şu anda Beşiktaş’ta henüz bu yapılamadı. Sanırım Talisca’nın tam dönüşü ile bazı eksikler tamamlanacak. Ve Beşiktaş karşımıza geçen sezonki tarzı ile değil ama, yarı yarıya benzeri ile çıkabilecek. 
Değerli okurlarım; yeni yılın hem ülkem için, hem de sizler için, hem de çalışma arkadaşlarım için sağlık, mutluluk, huzur ve bol kazanç getirmesini dilerim... Üstünüze afiyet gribe yakalanmış durumdayım. Belki de iki üç günlük izin isteyebilirim. Ama diri olursam yine de yazarım bilirsiniz. Kalın sağlıcakla! 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI