Ali Haydar Haksal

Ali Haydar Haksal

09.01.2017 alihaydarhaksal@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Zamanın İçinde Var olmak

Hızlı dönen bir çarkın içinde bulunuyoruz. Zaman dilimlerine baktığımızda şu kadar kısa zamanda bu denli büyük değişimlerin oluşu düşündürücü. Bazen bunları düşünmeye bile yetişilemiyor. Neler olup bitiyor farkına varılamıyor. İnsanlar bir çarkın içindedirler ama bu çark neyin nesidir, kendisini nerelere götürüyor farkına varamıyor. Sanki her şey bir oldubitti ile gelişiyor.
 
İnsanlık beklenmedik bir biçimde kendi elleriyle oluşturduğu nesnelerin, şeylerin kölesi. İnsanın kendi kendisinin kölesi olması anlaşılabilir bir durum değil. Bu, bir bencillik değil. Bencilliğin ötesinde bir durum. Çünkü insan kişiliği devrede değil. Kendisini yönetmiyor. Gizli bir güç tarafından yönetiliyor gibi.
 
İnsanın kendisini anlamasına, tanımasına, bilmesine zamanı bile olmuyor. Düşünme edimini yitiriyor. Düşünme yeteneğini yitiyor.
Her şey bir göz atımlığı mesafesinde. Kitap yok, ibadet yok, sevda yok, tutku yok. Büyük bir Alış Veriş Merkezi’ne girdiği anda dağılan bir zihin. Nereye nasıl bakacağı, nasıl düşüneceği, neler yapacağı, neleri elde edebileceği ya da edemeyeceği duygu anaforuna kapılıyor. Olanca enerjisini oraya odaklıyor. Başka bir şeyi düşünmeye ne zaman ne de yer bırakıyor.
 
Günlük hayatında insan kendisiyle baş başa kaldığında, yapabilecekleri var. Aşk bir bağlanış hâli. Bunu salt bir erkek ile bir kadının birbirine tutkuyla bağlanması olarak sınırlamamak gerekiyor. Aşk bunun ötesinde bir durum. İnsanın annesine, babasına, kardeşlerine, çocuklarına, dostlarına tutkulu bağlanışı bir aşk hâlidir. Bu bağlanış insanı Peygamberinden Allah’a götürür. Bu sevgi sıradanlık değil, insan hayatının bir özü olur. Dünya tamahını ve hırsını da ancak bu yöntem ile yenebilir. İdeal denilen şey de bir yücelik kazanır.
 
İdeolojilere, kimi durumlara bağlanış da zaman içinde tutkuya dönüşür. İdeolojiler veya başka tutkular uğruna olan bağlanışlar insanı sınırlar. Ancak onunla var olur. Bunu bir davaya dönüştürür. İnsanlar bağlandıkları ideolojiler uğruna canlarını feda ediyorlar. Bu feda edişten sonra kendisi gidiyor, bir şey kalmıyor. Geride kalanlara bir şey kalıyor mu kalmıyor mu?
 
Öte ya da sonsuzluk duygusu, düşünüşü ve inanışı olmayanlar kendilerini neden feda ediyorlar, bunu tanımlamak güç. İnançlarla, bu dünya ötesinde bir hayatın varlığına bağlanış insanı daha dikkatli ve disiplinli yapar. Hayatın her an ve durumunu tartar, ona göre yaşamaya bakar.
 
Müslümanların temel düşünüşü Allah’ın insanlığa sunduğu bir yol üzere olmak. Bu insanlar için hayata bağlanmanın ve yaşamanın bir anlamı olur. İnsan bu hayat içinde bencil olmaz. Salt kendinden sorumlu olmaz. En yakınlarından en uzaktakilere kadar bir sorumluluk duyar. Bunun için de hayatın her anının kıymetini bilir, ona göre yaşamaya bakar. İyiyi, doğruyu, güzeli tercih eder, etmek zorunda bilir kendini. Olumsuzluklardan iradesine hâkim oldukça uzak durur.
 
An içinde var olmak önemli. Bu bir bilinç gerektirir. Bilinçli bir bakış ile hayat, kâinat anlam kazanır. An içinde var olmak geleceği hazırlar. Kurguya gerek yok böylesi bir durumda. Ânı hakkıyla değerlendirenler geleceğe daha güvenle bakarlar. Çünkü yaptıkları kalıcı olandır.
 
İnsanın kendisini baş döndürücü sıradan tutuklara kaptırmaması bir bilinç halidir. Bilinç hâli kendinin farkında oluşu.
Gündelik hayat hızlı akıyor. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha, haftaya, aya, yıllara olan hızlı bir akış. Yaşayanlar bilirler. Onlar hayatın deneyiminden geçmişler. Yeniden yaşamanın bir gereği olmaz. Zaten bilinç hali pişmanlık gerektirmez.
 
Her insan üzerine düşeni hakkıyla yapar yerine getirirse sorunlar kalmaz. İnsanın insana bağlanması, bir zincir oluşturması ve bu halkayı genişletmesi hem kendisinin hem de insanlığın hayrınadır. Ötesi yoktur bunun.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI